Fransız gangsterlerin sonuncusu Jacques Mesrine, yaşamı boyunca 1 numaralı halk düşmanı ilan edilmişti. Düzenli olarak kamuoyu anketlerinin zirvesinde yer aldı. Paris'in göbeğinde polisin yakın mesafeden yoğun ateşi altındaki görkemli ölümü onun efsane statüsünü taçlandırdı. Öyle ki, 1979 yılındaki ölümünden 30 yıl sonra bugün bile Jacques Mesrine efsanesi hala capcanlı. Onun hayatı sinema tarihinde ilk kez olarak tutkulu bir projeyle beyazperdeye getiriliyor. Aynı anda hem bir gerilim filmi, hem de biyografi çalışması olan projenin çekimlerinde tarihi gerçeklere olabildiğince sadık kalındı. Mesrine'den bir süper kahraman yaratmak gibi bir amacı olmayan filmde, en karanlık yönleri de dahil olmak üzere bir karakter portresi çizildi. Öykünün çıkış noktası ise, bir ikonun arkasındaki insan oldu.
Çin gizli servisinin bir mensubu, özel görevle Paris'e gönderilir. Burada, cinayeti de içeren bir dizi karmaşık olayla karşılaşır. Kahramandan ziyade anti-kahramana yakın bir portre çizen adamımız, bir sır yumağını çözmek yolunda Paris'in altını üstüne getirecektir. Filmde, çocuğunu arayan Nebraskalı bir kadın rolünde karşımıza çıkan Bridget Fonda'dan tutun da, Paris'i bir fon olarak kullanmaktan öte amaç gütmeyen sahnelerine kadar herşey, ayağı yere basan bir senaryonun gerektirdiklerine alabildiğine uzak. Diyebiliriz ki senarist ve yapımcı kimliğiyle filme damgasını vuran Luc Besson, Jet Li'li güzel dövüş koreografileri dışında pek bir şeye aldırmadan, kung-fu motiflerinin olabildiğince çoğunu içeren bir film çekmiş... Çok aksiyon, çok Paris, çok abartı...
The film story depicts Emile Buisson, following the death of his wife and child, escaping from a psychiatric institution in 1947 and returning to Paris. Buisson, who three years later would become France's public enemy number one, begins a murderous rampage through the French capital.
Filmin isimsiz kahramanı her zaman bakımlı ve şıktır. O tam bir profesyoneldir. Kokainden ekstazi dek her tür uyuşturucu işine bulaşmasına rağmen ellerini temiz tutmayı bilmiştir. Şimdiye kadar polise yakalanmamış ve soğukkanlılığını korumuştur. Artık küçük bir serveti vardır ve suçtan uzak bir hayat sürmeye karar verir. Ama emekli olmadan önce, suç organizatörü Jimmy Price'ın ona verdiği son iki görevi yerine getirmesi gereklidir... Bir: Korkulan mafya babası Eddie Temple'ın kayıplara karışan uyuşturucu bağımlısı kızının izini sürmek. İki: tekinsiz gangster Duke ile dev bir ekstazi nakliyatı için pazarlık etmek. Gelin görün ki; işler sanıldığı kadar kılçıksız yürümez... Bundan önce Kapışma ve Ateşten Kalbe Akıldan Dumana gibi ses getiren filmlerin yapımcılığını yapan İngiliz Mathew Vaughn bu ilk yönetmenlik denemesiyle müthiş beğeni topladı ve ülkesinde yılın en iyi yönetmeni seçildi.
Jean Baptiste Grenouille, 18.yy da Paris’te dünyaya gelmiş olup, son derece değişik bir karakterdir. Her türlü kokuya karşı sıra dışı bir algısı vardır. Duyarlılığı çok yüksektir. Öte yandan diğer duyuları aksine gelişmemiştir. Arzu ettiği kokulara sahip olmak uğrunda her şeyi yapmaya hazırdır. Buna insan öldürmek de dahil. Bir gün kendine ait bir ten kokusunun olmadığını fark eder. Bu durumda tek çare vardır. Ona insan kokusu gerekir. Yeni baştan yaratacağı bir insan kokusu. Bunu elde etmek için de insanlara gereksinimi vardır. Patrick Süskind’in aynı adlı romanından uyarlanan film, koku ile var olabilen Jean Baptiste’in trajedisini anlatmaktadır.
New York’un önde gelen suç patronlarından birisinin şoförlüğünü yapan Frank Lucas’ın varlığından patronu ölene kadar hiç kimsenin haberi yoktur. Ancak patronunun aniden ölümü üzerine kendi imparatorluğunu kurmak ve Amerikan Rüyası’nın kendine özgü versiyonunu yaratmak için gereken açık kapıları keşfeder ve kolları sıvar. Frank Lucas, zekâsı ve katı çalışma ahlâkı sayesinde kısa sürede Harlem bölgesindeki uyuşturucu ticaretinin kontrolünü eline geçirir.