Muhteşem bir keşif yolculuğuna giren yönetmenler Kip Andersen ve Keegan Kuhn, zamanımızdaki en büyük sağlık sırrını ortaya çıkarıyorlar ve bu bilgiyi alan sanayi, hükümet, ilaç ve sağlık kuruluşları arasındaki gizli anlaşmayı inceliyorlar.
Geleneksel tıbbın eleştirisi niteliğinde olan belgesel, ilaçların da diğer ürünler gibi bir 'piyasa' malzemesi olarak kapitalizmin kurallarına göre şekil bulduğunu iddiasını taşıyor. Her zaman çok fazla hasta olmalıdır ki daha fazla ilaç satılsın... Bitkisel beslenme ve yüksek doz vitamin alımı ile hastalıklardan korunulabileceğine dikkat çekiliyor. Belgesel için; tıp dünyasından dışlanmış, makaleleri yayınlanmayan 'piyasa dışı' tıp adamlarının belgeseli de diyebiliriz.
From the UFC Octagon in Las Vegas and the anthropology lab at Dartmouth, to a strongman gym in Berlin and the bushlands of Zimbabwe, the world is introduced to elite athletes, special ops soldiers, visionary scientists, cultural icons, and everyday heroes—each on a mission to create a seismic shift in the way we eat and live.
Bir çiftliğin kapısını arayan filmin başrolünde anne domuz Gunda var. Gunda’nın günlük hayatını ve çiftlikteki arkadaşlarını siyah beyaz şekilde ekrana yansıtan Viktor Kosakovskiy, kamerayı Gunda’nın hizasına yerleştiriyor. Gunda, iki inek ve tek ayaklı bir tavuk. Hepsi bu. Sadece onların görüntülerini içeren saf ve sade bir belgesel Gunda.
Kanser oranları artıyor, insanlar giderek şişmanlıyor, küresel ısınma önlenemez hale geliyor, ormanlık alanlar azalıyor, birçok canlı türü yok oluyor ve bizim gibi milyarlarca omurgalı-memeli hayvan kırıma uğruyor. Bu trajik olayların en büyük sorumlusu ise endüstriyel hayvancılık ve hayvanlara zulüm uygulayan kurumlar. Bu belgeselde bu olayların nasıl geliştiğini anlatıyor.