Film, Japon sömürge döneminde, yaklaşık 400 Korelinin kömür madenlerinde çalıştırmak amacıyla "Battleship Island ("Hashima Island”)” adlı bir savaş gemisi ile zorla götürülmesini ve gemidekilerin özgürlük için mücadele etmesini anlatmaktadır.
İkinci Dünya Savaşı arefesinde Mançurya ve Kore Japonya'nın işgali altında iken, işgal kuvvetlerinden bir albayın torunu olan Tatsuo Hasegawa ailesiyle birlikte Kore'ye büyükbabasını yanına gelir. Albayın evinde hizmetkarlık yapan Kim ailesinin oğlu da Jun-shik Kim'dir. İki çocuk da iyi birer koşucudurlar. Bir tören sırasında albay olan büyükbabaya hediye diye gönderilen paketi Jun-shik Kim'in babası teslim eder. Paketteki bomba kimseye zarar vermesin diye üzerine kapatarak yere yatan albay, torunu Tatsuo Hasegawa'nın gözleri önünde can verir. Tatsuo, Kim'in babasının bundan sorumlu olduğunu söyleyerek onu ve ailesini suçlar.
Joseon Hanedanlığı'nda biri efendi, diğeri köle olsa da birlikte büyümüş iki arkadaşın yolu, savaş sonrası rakip taraflarda iki düşman olarak tekrar kesişir.
Under the oppressive Japanese colonial rule, Deok-hye, the last Princess of the declining Joseon Dynasty, is forced to move to Japan. She spends her days missing home, while struggling to maintain dignity as a princess. After a series of failed tries, Deok-hye makes her final attempt to return home with help of her childhood sweetheart, Jang-han.
1592’de amiral Yi Sun-sin ve filosu, istilacı Japon donanmasının ve onun heybetli savaş gemilerinin gücüyle karşı karşıya gelir. Kore kuvvetleri krize girerken, amiral denizdeki bu destansı savaşın gidişatını değiştirmek için gizli silahı olan geobukseon olarak bilinen ejderha başlı gemileri kullanmaya başvurur
Kore Savaşı sırasında, savaş yorgunu bir teğmen ve müfrezesi, düşman hatlarının gerisindedir ve olası bir yardım için Tepe 465'e yürüme emri almışlardır.
Film Japonlara esir düşmüş İngiliz ve Amerikalı askerlerin Singapur'daki Changi kampındaki son günlerini anlatıyor. Filmde Japonları neredeyse hiç görmüyoruz. karaborsanın, yalanın dolanın gırla gittiği, yüce askeri değerlerin, rütbelerin hiç bir anlam ifade etmediği kampın kralı amerikalı onbaşı king rolünde George Segal [ki kendisini just shoot me'nin babası olarak hatırlayabilirsiniz], king'in gerçek hayatta aynı salonlarda bulunmasının pek mümkün olmadığı kankası pete marlowe rolünde james fox ve bu ikisine beslediği düşmanlıkla ayakta duran sevimsiz teğmen grey rolünde tom courtenay harikalar yaratıyorlar.