Dedektif Hazel Micallef , annesi ve acılarını dindiren içki şişeleri ile sessiz sakin bir hayat sürmektedir, fakat sakin hayatı hasta komşusunun varlığının belirmesi ve korkunç katilin karşısına çıkması ile darmadağın olacaktır. Hazel, dedektif arkadaşının ve bir polisin yardımı ile ülkedeki tüm benzer seri cinayetleri ortaya çıkarır. Bölgenin rahibi ,eski bir ayin şekli önerdiği zaman Hazel araştırmalarını, ölümü çağıran ve çıldırmış olan bu rahibin üzerinde yoğunlaştırmaya karar verir.
He’s a Wardriver: a hacker who steals from banks, not people—until he’s noticed. Now the money turns violent, and the woman caught in it could save him or kill them both.
Gazeteci Malcom Anderson, (Kurt Russel) sekiz yıllık polis muhabirliği sırasında birçok cinayet görmüş, birçok acımasız katil tanımıştı. Yine böyle bir cinayet sonrası aldığı telefon, Malcom için olayı sadece bir haber konusu olmaktan çıkarmıştır. Katil bu korkunç cinayeti neden işlediğini açıklamak için adeta basın sözcüsü seçmişti Malcom'u. bundan sonra da cinayetler devam etti, telefonlar da. Genç adam hayatının en büyük haberini yakalamanın sarhoşluğuyla kendisini olayın akışına kaptırmıştı. Uyanması için bu acımasız caninin elinin, Malcom'un sevgilisine (Mariel Hemingway) uzanması gerekiyordu.
Film, Alexandra Barnes (Debra Winger) adında bir FBI ajanının, zengin erkekleri baştan çıkarıp öldüren bir kadın olan Catharine Peterson'ı (Theresa Russell) takip etmesini konu alır. Catharine, her cinayetten sonra kimliğini değiştirerek yeni bir hayata başlar ve izini kaybettirir. Alexandra, Catharine'ın izini sürerken, onunla yakınlaşmak için sahte bir kimlik yaratır ve kendisini zengin bir iş kadını olarak tanıtır. İkili arasında tehlikeli bir kedi-fare oyunu başlar. Catharine, Alex'in gerçek kimliğinden şüphelenirken, Alex de Catharine'ın bir sonraki kurbanını korumak için zamanla yarışır.
Ünlü psikolog Susanne (Signe Egholm Olsen), yeni danışanının (Anton Hjejle) aranan bir seri katil olduğu ortaya çıkınca kendisini bir kabusun içinde bulur.
Bir gece evine dönerken sokakta bir cinayete şahit olan Anna, dehşet içinde kaçmaya çalışırken katil tarafından saldırıya uğrar. Gözlerini hastanede açan Anna, şoku atlatmaya çalışırken çevresindeki insanları tanıyamadığını fark eder. Yüz körlüğü olarak da bilinen prosopagnozi hastalığına yakalanmıştır. Baktığı bütün yüzler sürekli değişmektedir, artık erkek arkadaşı dahil kimseyi tanımamaya başlayan Anna için günlük hayat tam bir kaosa dönüşmüştür. Geride tanık bırakmak istemeyen seri katil ise bu sırada çoktan Anna'nın peşine düşmüştür.