Eleanor, soğuk savşın püfür püfür esmiş olduğu 1962'lerde, ABD topraklarında gönüllerince seyahat eden Amerikalı iki genç kızın öyküsünü ele almaktadır.
Gelecek vadeden bir müzisyen olan Devon şizofreni hastasıdır ve kardeşi Nick’in bakımına muhtaçtır. Ancak Nick’in karısı Olivia hamile kaldığında ikisi Devon’ın evden ayrılmasını sağlar. Hayatı bir anda altüst olan Devon bu sırada gizemli bir kadın olan Lucy ile tanışır. Birlikte zaman geçirdikten Devon ve Lucy birbirlerine açık olur. Devon, sevdiği kadının kardeşi ile tanıştırmak ister ancak buluşma zamanı Lucy gelmez. Lucy’nin evde de olmaması üzerine Nick, Lucy’nin kardeşinin hayal ürünü olabileceğinden şüphelenmeye başlar. Akıl sağlığını kanıtlamak zorunda kalan Devon, bu sırada Lucy’nin yazdığı bir notu bulur; benimle Sydney’de buluş. Devon, sevdiği kadını bulmak için destansı bir yolculuğa çıkar.
Deceased drifter Mike arrives in Heaven and quickly falls for newborn soul Annie, soon to start her assignment on Earth. When Annie leaves, Mike follows.
İki romantik tükenmişlik, Jane ve Will, ortak bir arkadaşlarının düğününde hemen birbirlerine çekilirler. Vestiyerdeki feci bir birlikteliğin ardından ikili, sonraki 24 saati birlikte geçirir, bu kaçışın gerçek olma ihtimaline karşı, karışık geçmişleri ve kalp kırıklıklarını içtenlikle itiraf ederler.
Manhattan'lı avukat Diane (Catherine Keener), haftasonu tatili için oğlu Jake (Nat Wolff) ve kızı Zoe (Elizabeth Olsen) ile birlikte annesi Grace'in (Jane Fonda) çiftlik evine gider Amacı, çocuklarını hiç görmedikleri anneanneleri ile tanıştırmaktır Diane de 20 yıldır annesi ile hiç konuşmamıştır İlerlemiş yaşına rağmen tam bir hippi olan Grace, kızı ve torunlarına kucak açar Kırsalda geçirdikleri zaman, Diane ve çocukları için hiç unutamayacakları bir tatil olacaktır.