Film, savaşın yıktığı bir şehirde yaşayan üç genç kızın hayatına odaklanıyor. Mısır ve haşaşların yetiştiği bir dağ kasabasında yaşayan kızların saçları erkeksi bir hava katacak şekilde kesilir. Onların aileleri, kızlarının kaçırılma tehdidine karşı, yeraltında saklanacak yerler yapar. Ana ve en iyi iki arkadaşı, şiddetin hüküm sürdüğü kasabada günden güne kadın olmanın ne demek olduğunu öğrenir. Anneleri onları, köle olmaktan, ölmekten kaçmak için eğitir. Kendi dünyalarını yaratan kızların hayatı, içlerinden birinin sakladığı yere zamanında varamadıklarında değişir.
Genç yaşta anne olan Sandra, kocasından gördüğü şiddete artık dayanamaz. Kocasından ayrılmayı kafasına koyar ancak bir yandan da Dublin’deki konut kriziyle de uğraşmaktadır. Ev bulmakta zorlanan Sandra, kızları ile geçici olarak bir otel odasına yerleşir. Kendisine yardım etmeyi reddeden bu sistemle mücadele eden Sandra, kızlarına güvenli ve mutlu bir yuva sağlayabilmek için sıfırdan başlayarak evini inşa etmeye karar verir. Bu süreçte kendi hayatını da yeniden inşa eder ve benlik duygusunu da geri kazanır.
In 1976, Argentina fell into the hands of a de facto government. Thousands of citizens are persecuted and kidnapped. This is the case of the parents of two children, who, knowing they are wanted, decide to hide.
Middle-aged widow Beatrice Hunsdorfer and her daughters Ruth and Matilda are struggling to survive in a society they barely understand. Beatrice dreams of opening an elegant tea room but does not have the wherewithal to achieve her lofty goal. Epileptic Ruth is a rebellious adolescent, while shy but highly intelligent and idealistic Matilda seeks solace in her pets and school projects, including one designed to show how small amounts of radium affect marigolds.