A comprehensive portrait of the Dada movement featuring original poems and prose spoken by their creators: Hans Arp, Marcel Duchamp, Raoul Hausmann, Richard Huelsenbeck, and Kurt Schwitters.
Stop-motion photography blends with extreme slow-motion in Clair's first and most dada film, composed of a series of zany, interconnected scenes. We witness a rooftop chess match between Marcel Duchamp and Man Ray, a hearse pulled by a camel (and chased by its pallbearers) and a dizzying roller coaster finale. A film of contradictions and agreements.
Hiçbir kalıba sığmayan, dünyanın en yaratıcı ve yenilikçi yönetmenlerinden Godard’ın bu son filmi yine kışkırtıcı, yine zorlayıcı, elbette politik ve zihin açıcı. Godard’ın kendi sesiyle "Savaş geldi" diyerek başlattığı, bazılarına göre "gözlere ve kulaklara hitap eden bir şiir", bazılarına göre ise "bir korku filmi kadar güncel ve dehşet verici" olan İmgeler ve Sözcükler, bilge aktivist Godard’ın gözünden dünyanın hâlini anlatıyor. Farklı formatların, görüntü kaynaklarının, ses parçalarının kolajlandığı İmgeler ve Sözcükler, sinemada artık hiçbir şeye özgün denilemeyeceğini iddia eden bir zihin egzersizi, oryantalizmden sinema ahlakına kadar birçok konuya değinen görsel bir bombardıman, yine heyecan verici bir başyapıt.
Sam, Los Angeles’ın tozlu çatı katlarından birinde yaşayan, pulp edebiyat tutkunu bir gençtir. Bir gece havuz kenarında serinlerken gizemli güzelliğe sahip Sarah’ı görür ve ona derin bir hayranlık duyar. Ertesi sabah Sarah ortadan kaybolmuştur; Sam, peşine düşerek şehrin neon ışıkları altında saklanan şaşırtıcı sırları gün yüzüne çıkarmaya karar verir. Bu arayış, Sam’i gizemli komplo teorileri, medya manipülasyonları ve Hollywood’un arka sokaklarındaki yeraltı dünyasıyla dolu karanlık bir labirente sürükler. Kimi zaman rüya gibi bir gerçekliğe adım atar, kimi zaman absürt rastlantılarla karşılaşır. Aşk mı, takıntı mı yoksa sadece şehrin büyüsüne kapılmış bir arayış mı sorusunun cevabını ancak kendi yolculuğunda bulacaktır. - Karakter: Takıntılı ve meraklı bir anti-kahraman - Atmosfer: Neon ışıklar, sürreal sahneler, retro dokunuşlar - Temalar: Aşk, takıntı, medya eleştirisi, komplo teorileri - Tür: Neo-noir, psikolojik gerilim, sürreal mistik yolculuk..
Bir Endülüs Köpeği, Fransızca orijinal ismi Un Chien Andalou olan (İngilizce: An Andalusian Dog) 16 dakikalık[1] sürrealist filmdir. Deneysel sinemanın ilk örneği kabul edilmektedir. Ünlü İspanyol ressam Salvador Dali ve İspanyol yazar ve film yönetmeni Luis Buñuel'in gördükleri bazı rüyaları birbirlerine anlatmaları filme esin kaynağı olmuştur. 1928 yılında Fransa'da Luis Buñuel ve Salvador Dali tarafından hazırlanmış ve 1929 yılında Paris'te çekilmiştir. 1920'lerde başlayan deneysel filmlerin en bilinenidir. Filmin yıldızları Simone Mareuil ve Pierre Batcheff ve isimsiz birçok kahramandır. Filmde bilediği ustura ile bir kadının gözünü ikiye ayıran adam ile bir bulutun Ay’ı kesmesi ilişkilendirilmiştir. Buna benzer avcunun içinde karıncalar dolaşan adam gibi, rüya olduğu bilinen sahnelerin yanı sıra, mantıklı açıklamasının olmadığını düşündürebilecek onlarca sahne de mevcuttur.
Yeni Roman hareketinin ve savaş sonrası sinemanın önemli isimlerinden olan seksen yaşındaki Agnes Varda, sık sık işlerinde kendisini kameranın önüne koymuştur. Ama bunların sonuncusu, özgeçmiş niteliğinde bir deneme, yönetmenin bir sahilde geri geri yürüdüğü sahneyle açılan "bir çiçek dürbünü, bir kolaj, bir fantezi" adeta. Sahildeyiz, çünkü biri gelip onu açsa içindeki sahillerin ortaya çıkacağını söylüyor. Yönetmen dostu Chris Marker’ın da elle çizilmiş bir kedi cismine bürünerek anlattığı Agnes’in Plajları, Varda’nın fotoğraflar, eski çekimler, film sahneleri ve günümüzde çekilen sekanslardan örülü yaşamına ve hafızasına dair derin, çekici ve dokunaklı ifadelerden oluşuyor.
Phillip Glass'ın unutulmaz müzikleriyle belleklere çakılan Koyaanisqatsi, görüntülere dair bir festivali çağrıştırıyor. 1983 yılı itibariyle devrim niteliğinde olan film hayatın imgesel dengesine(ve dengesizliğine) yakılan bir ağıt niteliğinde. Görüntüden görüntüye geçerek, sonunda tüm görüntülerin tek bir görüntünün yansımasından ibaret olduğunu ispatlamaya çalışan film, tabiat bilimleriyle ve sosyal-antropolojiyle bağlarını sıkılaştırıyor.