Tanrı, karısı ve kızıyla normal bir hayat süren sıradan bir Belçika vatandaşıdır. Kızı Ea, babasının insanlara, annesine ve kendisine kötü davranmasına daha fazla dayanamaz ve dünyayı idare ettiği bilgisayarını karıştırıp bütün dünyayı bir kaosa sürükler ardından da kardeşi İsa'dan yardım alarak Yeni Ahit'i yazmak ve kendine 6 yeni havari bulmak için evden kaçarak dünyaya geçer.
Hafta Sonu, Jean-Luc Godard’ın en vahşi ve en karışık filmi olabilir ki bu da önemli bir şey. Ancak Hafta Sonu, her şeyin ötesinde, yönetmenin en cüretkar filmi. Bu filmde her şey olabilir: Sıradan bir telefon konuşması absürd bir biçimde hoş bir müzik parçasına dönüşür, kahramanlarımız ormanda masal karakterleriyle karşılaşır ve baş karakterler gerçekten her an tüyler ürpertici sonlarla karşı karşıya gelirler. Godard’ın bir epizottan bir başka tuhaf epizota geçme kararı, cesurca ve son derece etkiliydi. Her tür ve renkten radikal yönetmen, bu anlamda Hafta Sonu’na çok şey borçlu. Ancak "radikal" yaftası bu film için biraz uygunsuz; çünkü bu tür bir niteleme, korkunç bir siyasileştirme ve mizahi yoksunluk anlamına gelir. Oysa geriye kalan diğer tüm unsurlar, Hafta Sonu’nun bu problemleri yaşamamasını sağlar.
Short film to a song of love lost and rediscovered, a woman sees and undergoes surreal transformations. Her lover's face melts off, she dons a dress from the shadow of a bell and becomes a dandelion, ants crawl out of a hand and become Frenchmen riding bicycles. Not to mention the turtles with faces on their backs that collide to form a ballerina, or the bizarre baseball game.
Monsieur Cinema, a hundred years old, lives alone in a large villa. His memories fade away, so he engages a young woman to tell him stories about all the movies ever made.