The film depicts, in an anecdotal, quasi-anthropological style, the efforts of a group of men in a desert to achieve some kind of social organisation. An opening title locates the action in Morocco, in 1911, the date evidently refers to the work of D.W. Griffith.
Seçkin festivallerden ödüllerle dönmüş bir yapım ve gerçek bir yaşam öyküsü… Güney Afrika'da yaşayan 10 yaşındaki Sandra (Sophie Okonedo) tipik bir yerli gibi görünmektedir Ancak anne-babası beyazdır; ancak atalarının kökleri, siyahi ırka dayanmaktadır Sandra, beyaz tenli ağabeyinin eğitim gördüğü yatılı okula gönderilir Fakat 'renkli' olduğu için okuldan kovulur Sandra'nın babası Abraham (Sam Neill) bu karara karşı çıkar ve mahkemeye başvurur Bu olay uluslararası bir skandal haline gelir Sandra, ilerleyen yıllarda da ırkçılık sorunuyla sürekli mücadele etmek zorunda kalacaktır.
İki kararlı anne, bir tanesi bir öğretmen çocuklarının şehir okulunda çöken iç dünyalarını dönüştürmeye çalışmak için çaba harcamaktadırlar. Güçlü ve engelleyici bir bürokrasiyle başa çıkmak zorundadırlar fakat eğitim sisteminde ve çocuklarının gelecekleri için gerekli değişimi yaratmak amacıyla herşeylerini riske atarlar.
Zamanın Akışında" film projeksiyon makinesi tamircisi Bruno ve otostopta aldığı intihar eğilimli Robert"in uzun yolculuklarının hikayesidir. Bruno iki Almanya"nın sınırındaki kasabaları gezmekte ve film makinelerini tamir etmektedir. Robert ise içindeki çözümsüzlüğü yolculukla çözmeye çalışmaktadır. İkisi küçük kasabalara girdikçe bu garip sessiz yerlerdeki sinema salonlarının terk edildiğini kalanların da Amerikan filmlerine yöneldiğini görürüz. Film Alman Sineması ve yaşamının amerikanlaşmasını, taşranın durağan görüntüleri eşliğinde lirik, durgun bir dille işlemektedir. "Kings of the Road" adıyla bilinen bu film Wenders"in son dönemde çektiği müzik ve görüntü şiirselliğini birleştiren filmlerinden farklı fakat son derece etkileyici bir çalışma.
94 yaşındaki Eleanor Morgenstein, en yakın arkadaşının ölümünün ardından hayatını yeniden kurmaya çalışır. Bunun sonucunda, onlarca yıl Florida'da yaşadıktan sonra New York'a geri döner.
Christian, bir süpermarkette çalışan genç bir adamdır. Karanlık geçmişini ardından bırakmaya çalışan Christian, yeni ortamına ayak uydurmaya çalışır. Uzun koridorlar, telaşlı kasa kuyrukları ve yük kaldırma araçlarından oluşan bambaşka bir hayata adım atan genç adamın en büyük destekçisi Bruno olur. Christian, kendisine çocuğuymuş gibi davranan Bruno sayesinde işi kolayca öğrenir. Genç adam raf istifleyicisi olarak çalıştığı marketin şeker reyonunda çalışan Marion’u görür görmez aşık olur. Ancak kendi küçük dünyasında bu aşkı yaşatmak Christian için hiç de kolay olmaz.