İki çocuğunu yanına alıp, kendisine şiddet uygulayan kocasından kaçarak New York’a gelen Clara, tıpkı onun gibi zor zamanlardan geçen dört kişiyle tanışır: Sinir krizinin eşiğinde bir hemşire olan Alice, işlemediği bir suçla lekelenen Mark, avukatı John Peter, hayatta hiçbir amacı olmayan genç Jeff ve ailesinden kalan restoranı ayakta tutma mücadelesi veren, hayalperest Timofey. Görünüşte sıradan ama dünyaları apayrı insanların New York’ta karşılaşmalarının ve birbirlerine tutunmalarının hikayesi.
Genç yaşta anne olan Sandra, kocasından gördüğü şiddete artık dayanamaz. Kocasından ayrılmayı kafasına koyar ancak bir yandan da Dublin’deki konut kriziyle de uğraşmaktadır. Ev bulmakta zorlanan Sandra, kızları ile geçici olarak bir otel odasına yerleşir. Kendisine yardım etmeyi reddeden bu sistemle mücadele eden Sandra, kızlarına güvenli ve mutlu bir yuva sağlayabilmek için sıfırdan başlayarak evini inşa etmeye karar verir. Bu süreçte kendi hayatını da yeniden inşa eder ve benlik duygusunu da geri kazanır.
Yakın bir gelecekte, Dünya'daki normal yaşam yok edilmiştir. Paul ve iki oğlu Thomas ve Joseph, gündüzleri sükûnet, geceleri azap içinde bir hayat yaşamaktadırlar. Her gece, güneş battıktan sonra, gizemli ve şiddetli bir kötülüğün amansız saldırılarıyla karşı karşıya kalırlar. Thomas'ın gün batımından önce eve dönmediği bir günde, Paul onu bulmak için güvenli çiftliklerini terk etmek zorunda kalır. Aileyi, hayatta kalmak için umutsuz bir plan yapmaya zorlayan kabus gibi bir savaş başlar.
Bir salgının dünyanın yarısını yok etmesinin üzerinden geçen on yılın ardından, bir baba ve kızı toplumdan uzak bir yerde yaşamaktadır. Adam, kadınların yok olmasına neden olan salgının başlarında doğan kızını sadece erkeklerin yaşadığı toplumda büyütmeye çalışır. Kızının erkek gibi görünmesini sağlayan ve onu insanlara erkek olarak tanıtan baba, erkek egemenliğindeki toplumda kızını korumak için zorlu bir mücadele vermek zorunda kalır.
Bütün yaşamları boyunca kötü bir ruh tarafından ele geçirilmiş bir ailenin ölüm kalım mücadelesini konu alan Never Let Go’nun başrolünde Oscar ödüllü Halley Berry yer alıyor. Yıllardır kötü bir ruhun musallat olduğu ailenin yaşadığı gizemli olayların hikayesi çocuklardan birinin kötülüğün gerçek olup olmadığını sorgulamasıyla birdenbire korkunç bir hal alır. Filmin yapımcılığını Arrival, Free Guy, Why Him? ve The Boogeyman’den hatırlayacağımız Dan Levine ile Dan Cohen üstleniyor. Crawl, The Hills Have Eyes, Piranha 3D ve High Tension filmlerinin yönetmeni Alexandre Aja ise yönetmen koltuğunda.
Hen (Saoirse Ronan) ve Junior'ın (Paul Mescal) hayatı, bir yabancının ürkünç bir teklifle kapılarına gelmesiyle altüst olur. Yeni bir dünyada hayatta kalma şansı için ilişkilerini ve kimliklerini riske atacaklar mıdır? Etkileyici görüntüler ve insanlığın (ve yapay insanlığın) doğasına dair sorularla Rakip, çok da uzak olmayan bir geleceğe ışık tutuyor.