1916 yılının New York şehrindeyiz... İrlanda göçmeni bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Peter Lake şimdilerde yetenekli bir hırsız olarak hayatını sürdürmek zorundadır. Göreve çıktığı evlerden birinde güzel ev sahibesi Beverly Penn ile karşı karşıya gelir ve o anda genç kadına aşık olur. Ne var ki aşkları pek de uzun ömürlü olamayacaktır; zira Beverly bu olayın hemen ardından hayatını kaybeder. Beverly'i bir türlü aklından çıkaramayan Peter yakın gelecekte yaşayacağı doğaüstü bir olay sonrasında kendini başka zaman bir zaman diliminde, kim olduğunu hatırlamadığı bir hal içerisinde bulur. Dahası ölüleri diriltmeyle ilgili gizli bir gücü olduğunu keşfetmiştir...
When his mother dies, young Peter Ibbetson leaves Paris and his best friend, Mary, behind to live with a severe uncle in England. Years later, Peter is an architect with little time for women, until he begins a project with the Duke and Duchess of Towers. When Peter and the duchess become great friends, she reveals that she is Mary — but the duke soon suspects his wife of infidelity and challenges Peter to a duel, threatening the pair's second chance.
İnzivaya çekilmiş bir adam olan Will, henüz doğmamış ruhlarla görüşür. Ruhlar, Will tarafından birçok teste tabi tutulur. Will, ruhların sahip olduğu en önemli ayrıcalık olan doğum için uygun olup olmadıklarına karar verir. Onun hayatı, bu zamana kadar tanıştığı hiçbir ruha benzemeyen Emma ile karşılaşmasıyla bambaşka bir hal alır. Will, Emma ile tanıştıktan sonra kendi varoluşuna bir yolculuk yapar.
Otuzlu yaşlarında olan Sophie ve Jason çalışan, alışılmışın dışında, evli bir çifttir. Bir gün, bakıma muhtaç bir kediyi eve alıp, bakımını üstlenmeye karar verirler. Ilk bakışta kolay gibi görünen bu karar onları bir dönüm noktasına sürükleyecek, pek çok sorumluluk alıp, rahat yaşamalarından ve özgürlüklerinden fedakarlık yapmaları gerekecektir.