In the height of the AIDS epidemic, Gabriel, opens his home as a hospice to men dying of the disease. He cares for and helps guide his patients to a conscious death while battling his own needs for life affirmation through anonymous sex in LA's vibrant bathhouse scene.
Nick, a gay, HIV-positive architect, begins to display severe symptoms of AIDS and makes preparations to kill himself before he is unable to function normally. He arranges a party to reconnect and say goodbye to his closest friends and his confused parents. But when his ex-partner, Brandon, a television director who left Nick when he was diagnosed with HIV, shows up, what was supposed to be a celebratory event becomes much more difficult for everyone.
The Friend, ömrünün son zamanlarını yaşayan arkadaşına destek olmaya çalışan bir adamın hikayesini konu ediyor. Nicole’ün yaşamak için sadece altı ayı kalmıştır. Hastalığı nedeniyle karısının öleceğini öğrenen Matthew, büyük bir yıkıma uğrar. Onları bu zorlu dönemlerinde yalnız bırakmak istemeyen Matthew’ın en yakın arkadaşı, destek olabilmek için çiftin evine taşınmaya karar verir. Arkadaşlarının eve taşınmasının etkisi ise, onların hayal ettiklerinden de fazla olur.
Bir gencin hayatı, kendisine nadir görülen bir kemik kanseri teşhisi konulması ile alt üst olur. Yaşadığı şoku atlatmasının ardından genç, hayatta az kalan zamanını değerli bir şekilde geçirmeye karar verir. Bu süreçte genç başkalarına ilham olmanın yolunu bulur * İnsanın burnunun direğini sızlatan tarz bir film. Zaman zaman neşeli, zaman zaman esprili ama genelde hüzünlü. Gerçek hayattan olması filme artı değer katıyor. Hele "Yaşamaya başlamak için ölmek üzere olduğunuzu öğrenmenize gerek yok" cümlesi nasıl da son noktayı koyuyor. Ailece izlenebilecek güzel bir film, En son sahnede gerçek kişilerin gösterildiği bölümleri es geçmemenizi öneririm.
Dr. Malcolm Sayer, insan ilişkileri çok zayıf olan ve hayatı boyunca laboratuvarlarda bilimsel araştırmalar yapan bir doktordur. Personel yetersizliği yaşayan bir hastane, başka başvuru olmadığı için Sayer'ı işe almak zorunda kalır. Dr. Sayer, çok uzun yıllardır katatonik olan hastaları tedavi etmek için deneysel bir ilacı Leonard Lowe üzerinde test eder. Bu sayede 30 yıllık komadan uyanan adam, yetişkin olarak yeni yaşamına alışmaya çalışır.
Elliot Anderson (Kevin Costner), karısının bir araba kazasında ölmesiyle dul kalır. Elliot, kızı doğumda can verdiği için torunu Eloise (Jillian Estell)’i büyütür. Acısıyla baş etmeye çalışırken, Elliot’un dünyası, Afrikan Amerikan büyükanne Rowena (Octavia Spencer)’nın Eloise’in kendi kızını ölüme itmekle bağımlısı olan babası Reggie’ye verilmesini isteyince alt üst olur. Elliot kendisini bir anda velayet savaşında bulur ve ne pahasına olursa olsun torununu ilgisiz babasının eline vermeyecektir.