Amerika II. Dünya Savaşı’na girmeye hazırlanırken, Macaristanlı film yönetmeni Michael Curtiz, 1942’de Casablanca’nın sorunlu prodüksiyonu esnasında küstüğü kızıyla arasını düzeltmeye çalışırken bir yandan da siyasi girişimlerde bulunacaktır.
Dünya prömiyerini geçtiğimiz ağustos ayında Telluride Film Festivali’nde yapan The Assistant’ın başrolünde Ozark dizisiyle Emmy kazanan genç oyuncu Julia Garner yer alıyor. Garner filmde Rose adlı genç bir kadına hayat veriyor. Mezun olduktan sonra büyük umutlarla girdiği iş yerinde erkek iş arkadaşları ve patronunun küçümseyici tavırlarıyla uğraşmak zorunda olan Rose, sıkı çalışan, güvenilir biri olmanın günümüzün kapitalist düzeninde pek bir kıymeti olmadığını yavaş yavaş fark etmeye başlarken, yanında çalıştığı film yapımcısı hakkında keşfettiği gerçekler içine girdiği sistemin tahmin ettiğinden bile daha yozlaşmış olabileceğini gösterecek.
Çekirgenin Günü, Büyük Buhran sonrası Hollywood ve California’nın kavurucu güneşi altında kâbusa dönüşen Amerikan rüyası hakkında. Başarısız bir ressam, maço bir kovboy, saf bir taşralı, güzel ama yeteneksiz bir yıldızcık, fahişeler, horoz dövüşçüleri… Nathanael West, parlak yıldızların gölgesinde yaşam mücadelesi veren bir grup kaybetmeye mahkûm, umutsuz ve yozlaşmış karakterin portresini grotesk bir üslupla çiziyor.
İkinci Dünya Savaşının önemli cephelerinden olan Rusya cephesinde büyük değişiklikler olmuştur. Rusya'ya saldıran Alman orduları yanlış zaman ve yetersiz malzeme yüzünden inanılmaz hızla girdikleri bu topraklardan geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Savaş alanındaki kurnazlıkları sayesinde hayatta kalmayı başaran Çavuş Steiner ve emrindeki birliğe yeni atanan komutanları Yüzbaşı Stransky arasında çok kısa bir zaman içinde bir sürtüşme başlar. Aslen Prusyalı aristokrat bir aileden gelen bu yeni komutan her ne pahasına olursa olsun şeref madalyası almaya çalışmaktadır. Aralarındaki hava gergindir çünkü çavuş, askerler arasında adeta bir efsane haline gelmek üzeredir.
Yıl 1945. Kanlı bir savaşın kanlı canlı devam etmekte olduğu anlar. Iwo Jima Adası, Japonlar’ın elinde ve Amerika, burayı kazanmanın peşinde. Ele geçirdikleri anda birkaç Amerikan askeri, oradaki dağın tepesine çıkarak zafer bayraklarını dikerler. Ancak bu askerler, kahraman olarak evlerine döndüklerinde kendilerini zorlayan bir takım çelişkili hislerin ve durumların ortasına düşerler.
Salamo Arouch Selanik'te rıhtımda tahliyeci olarak çalışmaktadır. Boks yapmayı seven ve ailesine düşkün biridir. Birlikte çalıştığı babası aynı zamanda antrönörüdür. En iyi arkadaşı Jacko Levi onun partnerliğini yapmaktadır. Salamo'nun hedefi balkan ülkeleri orta siklet boks şampiyonluğunu kazanmaktır. Almanlar Selanik'i işgal ederler ve 4 milyon kişinin öldürüldüğü Auschwitz yakınındaki bir kampa içlerinde Salamo ve ailesi de olmak üzere tüm yahudileri sevk ederler. Kampa getirilen kişiler, YAŞAMAK İÇİN her türlü çabayı göstermek zorundadırlar.
Film İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’de yaşanan en büyük skandallardan birini ele alıyor: 1940’larda ve 1950’lerde 130.000 çocuğun İngiltere’den Avustralya’ya evlatlık olarak verilip ülkelerinden koparılmaları, hatta tacize uğramaları. Film, İngiliz hükümeti tarafından yıllarca gizlenen bu skandalı 1980’lerde ortaya çıkaran eski kamu görevlisi Margaret Humphreys’in çabalarını konu alıyor. Ailesi için en iyiyi yapmayı hedeflemiş bir anne olan Humphreys bu uğurda binlerce aileyi birleştirdi ve sorumluları hesap vermeye zorladı.