Film 2. Dünya Savaşı sırasında işlediği suçlardan dolayı adalet önüne çıkarılabilmesi için Eichmann'ın izini süren Mossad'ın İsrail casus grubunu temel alıyor. 1960'lı yıllarda Arjantin'de geçen hikayede, grubun liderliğini üstlenen Peter Malkin, Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann'ı bulmak için sınırları zorluyor, tarihin kanayan yarası için adaleti sağlamaya çalışırken bir yandan da kendi acılarına rağmen objektif kalmaya çalışıyor. Malkin'in kız kardeşi ile kardeşinin çocuklarını öldüren Eichmann, Yahudilerin Avrupa'daki toplama kamplarına gönderilmesinden de sorumluydu. 2. Dünya Savaşı'nın ardından Avusturya'ya kaçan Eichmann, oradan da Arjantin'e geçmişti. Başrolünde Oscar Isaac'in yer aldığı filmin senaryosunu Matthew Orton kaleme alırken, yönetmen koltuğunda ise Chris Weitz oturuyor.
1961 yılında Yahudi ajanlar tarafından yakalanan Nazi Adolf Eichmann duruşmaya çıkarılmak üzereyken, Amerikan yapımcı Milton Fruchtman, duruşmanın televizyonda yayınlanması gerektiğini düşünür ve bunun üzerine Eichmann Yayını (The Eichmann Show) olarak adlandırdığı programa başlar. Bir düzine tehdit alan Fruchtman, programı kararlılıkla devam ettirecek ve Nazilerin iç yüzünü bir kaç ülkede yayınlanan programla seyirciye sunacaktır. Eichmann Şov, ilk küresel televizyon belgesellerinden biri olacaktır.
Dâhi, düşünür, sert ve ateşli, sigaraları uç uca ekleyen, "kötülüğün sıradanlığı"nı keşfiyle dünyayı sarsan bir kadın... Hannah Arendt, Nazi Adolf Eichmann´ın Kudüs´teki mahkemesine katıldıktan sonra, Holokost´u daha önce kimsenin yapmadığı şekilde yazma cesaretini gösterir. Çalışması, anında bir skandala yol açar, ama rakipleri ve arkadaşları tarafından saldırıya uğrasa da sarsılmaz. "Düşünen bir kadının filmini" yaptığını belirten Alman auteur Margarethe Von Trotta, Arendt´i gözlemci ve yazar olarak, 1961-1964 yıllarında Eichmann hakkındaki çalışmasına verilen tepkilere direnirken resmediyor.
Soğuk savaş sürmektedir ve birçok insan II. Dünya Savaşı'nda yaşanan acı olayları unutmak istemektedir. Suçları hakkında hiçbir şüphe olmamasına rağmen politik baskılar nedeniyle tereddüt geçiren yargıç Haywood, II. Dünya Savaşı'nda Nazi eylemlerini yasal hale getiren dört yargıç hakkında en doğru kararı vermek zorundadır.
1943 yılında Auschwitz’de loş bir barakada bir fizikçi bir eldiven imalatçısı iki haham bir hukuk profesörü ve pek çok suçludan oluşan bir grup erkek kader bekleyişlerini sürdürürken verdikleri hayatta kalma mücadelesinin yanı sıra varoluş amaçlarını da sorgulamaya başlarlar. Gaz odasına götürülmek üzere seçilip seçilmeyeceklerini çaresiz bir şekilde anlamaya çalışırken Tanrı’nın bu kadar acıya neden izin verdiği sorusunun cevaplarını ararlar * Oyunculukların göz doldurduğu, bir saniye bile sıkılmadığım ve tek mekânda geçmesine rağmen ustaca kotarılmış bir film. Hem tek mekânda geçmesi hem de bir mahkemeyi canlandırması ve dini açıdan sorgulamalara yer vermesi açısından biraz "12 Kızgın Adam", biraz da "Dünyalı" filmlerini anımsattı.
It is the late 1950s. Flourishing under the economic miracle, Germany grows increasingly apathetic about confronting the horrors of its recent past. Nevertheless, Fritz Bauer doggedly devotes his energies to bringing the Third Reich to justice. One day Bauer receives a letter from Argentina, written by a man who is certain that his daughter is dating the son of Adolph Eichmann. Excited by the promising lead, and mistrustful of a corrupt judiciary system where Nazis still lurk, Bauer journeys to Jerusalem to seek alliance with Mossad, the Israeli secret service. To do so is treason — yet committing treason is the only way Bauer can serve his country.