A woman holding her broken family together faces chaos from her alcoholic brother, cam-girl sister, and gay younger brother who plans to leave home. When their mother, who vanished 15 years ago, suddenly returns, everything begins to unravel.
New York'ta oyun yazarı olan Sidda Lee Walker ne de Louisiana'lı aykırı bir kadın olan annesi Vivi, ilişkilerinde oluşan çatlağı onarmak için bir adım atıyordu. Hayır! Bu tam Ya-Ya Sisterhood'a göre bir işti. Rebecca Wells'in en çok satan kitabından peyazperdeye uyarlanan, yönetmenliğini Callie Khouri'nin (Thelma & Louise) yaptığı film, Vivi'nin ömür boyu kan kardeşi olmak için yemin eden arkadaşlarının yani Ya-Ya'ların alışılmışın dışında bir "müdahale" de bulunarak kızı ile annesini biraraya getirme çabalarını anlatıyor.
Sorunlarından kaçarak geçirdiği yılların ardından Renn, en büyük korkusuyla yüzleşmek zorunda kalır: annesinin ölümü. Renn cenaze töreni için eve dönerken Zoey ile tanışır, bu da yeni gerçekliğiyle yüzleşmekten kaçınmak için mükemmel bir bahane olur. Eve döndüğünde geçmişinden anılarla başa çıkmak ve sevgi dolu ama mesafeli kız kardeşi Leigh ile arasını düzeltmek zorundadır.
Leo ve Angela Russo, baskıcı İtalyan-Amerikan aileleriyle çevrili Queens'te basit bir hayat yaşıyorlar. Oğulları lise basketbol takımında başarılı olunca Leo bunu gerçekleştirmeye çalışırken aileyi paramparça eder.
New Yorklu nevrotik bir iş kadını olan Ruth, ailesinin geçmişini anlamak için Holokost'tan sağ kurtulan büyüleyici inatçı babası Edek ile birlikte Polonya'ya bir yolculuğa çıkar. Edek'in geçmişiyle yüzleşme konusundaki tereddütü ve çoğu zaman tuhaf tavırları, kızıyla arasında birden fazla anlaşmazlığa neden olur. Post-sosyalist Polonya'yı keşfeden iki New Yorklunun bu duygusal, komik kültür çatışması, aileyle ve geçmişle yeniden bağlantı kurmanın ne kadar beklenmedik bir hazine olabileceğini gözler önüne seriyor.