Fotoğraf sanatçısı ve kaşif Sebastião Salgado, kırk yıl boyunca insanlığın her daim değişime uğrayan karakterinin izini sürüp dünyanın yakın tarihte deneyimlediği açlık, göç ve uluslararası anlaşmazlıklar gibi önemli olaylara tanık olmuş ve bunları ölümsüzleştirmişti. Sanatçı bu kez modern uygarlık tarafından henüz zarar görmemiş toprakların keşfine çıkıp Vrangel Adası, Batı Papua ve Brezilya'nın Panatanal bölgesi gibi yerlerde sıradışı çekimler yapıyor. Belgesel, bir fotoğrafçının oğluyla çalışma ilişkisine ve Salgadoların aile yaşantısına da değinen dokunaklı bir çalışma.
ABD hükümetinin sözde özgürlük ve adalet sistemine karşı hazırlanmış vurucu bir biyografi örneği olan bu film, Reddit kurucularından genç yaşta kaybettiğimiz Aaron Swartz'ın hayat hikayesini anlatıyor. Filmde Aaron'ın çocukluğundan kendi elleriyle yaşamına son verdiği 26 yıllık süreç içerisinde onun fikirleri, dehası ve hayata bakış açısı gözler önüne seriliyor.
ABD'de yaşanan gıda kaynaklı ölümcül hastalık sorununu ele alan bu sürükleyici belgesel, uzmanlarla ve kurbanların aileleriyle yapılan çarpıcı röportajlara yer veriyor.
Unutulmuş Düşler Mağarası / Cave of Forgotten Dreams, Alman efsane yönetmen Werner Herzog’un ilk 3 boyutlu filmi. Unutulmaz görüntüler yaratma konusunda bir sihirbaz olan Werner Herzog’un ilk (ve kendi deyimiyle son) üç boyutlu filmi, Fransa’da 32.000 yıl öncesine tarihlenen görkemli Chauvet mağarasında yer alan insanlık tarihinin ilk çizimlerinin görüntüleriyle bilim adamları ve tarihçilerle yapılan söyleşilerden oluşuyor. 1994’te keşfedilen ve normalde halka kapalı olan mağara, Fransız Kültür Bakanlığı’ndan alınan özel izinle Herzog’a açıldı.
BBC Arena's documentary on the Dames of British Theatre and film featuring Maggie Smith, Eileen Atkins, Judi Dench and Joan Plowright on screen together for the first time as they reminisce over a long summer weekend in a house Joan once shared with Sir Laurence Olivier.
Kim demiş hikâye anlatıcılığı sona eriyor diye! Dünyanın en eğlenceli ama güvenilmez hikâye anlatıcılarıyla tanışmaya ne dersiniz? Sarah Polley, hem yönetmen hem de adeta bir detektif gibi kendi ailesini sorguya çekiyor. Geçmiş bilgi kırıntıları arasında kayboluyor, onları birbiriyle çarpıştırıyor. Bir süre sonra itirafların, gerçeklerin, aile hikâyelerinin değişik bakış açılarından anlatılınca ne kadar farklılaştığını ortaya koyuyor. Bütün duyduklarımız başka yönlere doğru çatallanmaya başlıyor. Hayır, bu artık sıkılmaya başladığımız türden bir postmodern anlatı denemesi değil; aksine hakikatin ve belleğin kaypaklık anlarının yakalandığı oldukça yaratıcı ve inanılmaz etkileyici bir belgesel. Polley, özünde oldukça kişisel bir meseleden yola çıkıyor ama bunu kendi hikâyelerimizin bizi birey ve aile olma yönünde nasıl şekillendirdiğini araştıran büyüleyici bir yolculuğa dönüştürüyor...