After years apart, a woman living alone in the forest is troubled by the sudden return of her estranged son. Against her will, she must accompany him on his final journey.
94 yaşındaki Eleanor Morgenstein, en yakın arkadaşının ölümünün ardından hayatını yeniden kurmaya çalışır. Bunun sonucunda, onlarca yıl Florida'da yaşadıktan sonra New York'a geri döner.
Bir anne, kaybolan 3 yaşındaki oğlunu tüm çabalarına rağmen bulamaz ve zamanla ümidini kaybeder. Ancak oğlu dokuz yıl sonra, ailenin yeni taşındığı kasabada ortaya çıkar.
"Sadece güzel bir gün geçirsek olmaz mı?" der babası Sam’e. Şehirden uzaklaşıp sırt çantalarıyla dağlarda çıktıkları üç günlük gezilerinde Sam, babasıyla onun en eski arkadaşına eşlik etmektedir. Daha on yedisinde, yaşının ötesinde bir bilgeliğe sahip olan Sam gezi boyunca iki yetişkinin erkeğin sürekli çatışan egolarının arasını bulmaya çalışır. Ancak sınırların aşıldığı ve duyduğu güvenin yerle bir olduğu o noktada Sam’in hayal kırıklığı da had safhaya ulaşır. Sam sonunda ailenin "iyisi" rolünden kurtulmaya hazır mıdır? India Donaldson’ın hem Sundance’e hem de Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümüne seçilen bu derinlikli ilk filmi, ebeveynlik bağının koptuğu o evrensel anı yakalamak üzere aile içi güvenin, anlayışın, erkekler arası dostluğun, "yetişkinliğin" ve kuşak farkının sınırlarını mercek altına yatırıyor.
Montreal'deki reklamcılık işini bırakan Mathyas, Provence'ta çobanlığa adım atar. Mathyas en başlarda zorlu çiftlik hayatıyla yüzleşirken mektup arkadaşı Elise gelir ve dağlarda ona eşlik eder. İkili, dağlardaki yaylacılık yolculuğunda fırtına ve kurt saldırılarıyla sınanırlar. Ancak yeni hayatlarından yılmazlar çünkü artık dağlara ait olduklarını fark ederler.