Milyoner bir girişimci ikonik bir film çekmeye karar verirse kesinlikle en iyisini talep eder. Ünlü film yapımcısı Lola Cuevas bu tutkulu projeyi çekip çevirecek ve yürütecek kişi olarak görevlendirilir. Filmin başrollerinde ise çok büyük yeteneğe (ve yeteneklerinden de büyük egolara) sahip olan iki oyuncu vardır: Hollywood’un yakışıklı ve ünlü oyuncusu Félix Rivero ve radikal bir tiyatro oyuncusu olan Iván Torres. İkisi de büyük birer efsane olsalar da muhteşem bir arkadaşlıkları olduğu söylenemez. Lola’nın giderek daha da garipleşen girişimleri sonucunda Félix ve Iván sadece birbirleriyle değil, aynı zamanda kendi miraslarıyla da yüzleşmek zorundadır. Kameralar kayda başladığında sahnede kim kalacak?
İzleyiciyi bu kadar iyi hissettiren nadir filmlerden biri olan KADIN DEDİĞİN, küstah enerjisi ve olanca sevimliliğiyle, coşkulu ve komik bir yapıt. Los Angeles'ın doğusunda yaşayan, Meksika göçmeni bir ailenin kızı olan 18 yaşındaki tombul Ana'nın önünde parlak bir gelecek vardır. Ailesinde üniversiteye gitmeyi hayal edebilen ilk kişidir, ama ablası Estela'nın giysi atölyesi eldeki işleri yetiştiremeyince, Ana bir dizi şık elbise siparişinin zamanında teslim edilmesi için gönülsüzce yardıma koşar. Kendisininkinden çok farklı hayatlar süren kadınlara havalı kıyafetler dikmek için harcanan onca emek onu sinirlendirir. Hem hayallerine, hem de vücuduna dar gelecek giysilerdir bunlar. Atölyede ter dökerek geçirdiği uzun saatlerin ardından, Ana ablasının çalışkanlığını ve yeteneğini takdir etmeye başlar. O da atölyedeki kadınlara vücutlarındaki kıvrımları sevmeyi ve kendilerini diğerlerinden farklı kılan her şeyin kıymetini bilmeyi öğretir.
Leo ve Angela Russo, baskıcı İtalyan-Amerikan aileleriyle çevrili Queens'te basit bir hayat yaşıyorlar. Oğulları lise basketbol takımında başarılı olunca Leo bunu gerçekleştirmeye çalışırken aileyi paramparça eder.