Ailesi ve çevresi tarafından "geri zekâlı" olarak betimlenen Patty ile hayatını punk rock kültürü üzerine kurmuş, otoritenin her türüne karşı çıkan Simon bir gün şans eseri karşılaşır. İşte her şey bu karşılaşma ile değişecektir. Sürekli uymak zorunda hissettiği düzenden bir kaçış arayan ve hiçbir düzene uymak zorunda hissetmeyen iki kişi bir araya gelince sanki yaşam anlam kazanır.
Kocası Jolly'nin ölümünden üç yıl sonra, Kay, nişanlısı Rupert'in ısrarıyla eski evlerine taşınmaya cesaret eder. Ancak kısa sürede en kötü korkusu gerçek olur: Sadece geçmiş anılar değil, Jolly'nin hayaleti de peşini bırakmaz. Yeni ilişkisini onaylamayan Jolly, sadece Kay'ın görebildiği bu hayalet haliyle düğünü sabote etmeye çalışır.
Belgeselci ve "arkadaşlık uygulamaları" bağımlısı olan Zoe, sürekli yanlış kişileri seçmektedir. Zoe’nun çocukluk arkadaşı ve aynı zamanda komşuları olan Kazım için ise sonsuz aşkın sırrı basittir: Ailesinin izinden giderek görücü usulü evlenmek. Zoe Londra’dan Lahor’a uzanan, görücü usulü evlilik hikayesini filme alırken bir taraftan da aşkı bulmanın yolları hakkında farklı bir bakış açısı kazanır.
When a group of naive teens working at a movie theater in a small Christian town discover a mysterious film hidden in its basement, they unleash an alluring succubus who gives them a sex education…written in blood.
Veronica (Kathleen Robertson), birbirine taban tabana zıt iki erkekle aşk yaşamaktadır: Abel (Johnathan Schaech), zeki, duyarlı ve entelektüel bir erkek; Zed (Matt Keeslar) ise vahşi, tutkulu ve hayvani çekiciliği olan bir maceraperest. İkisi de Veronica’ya delicesine aşıktır ve zamanla bu üçlü, aynı çatı altında yaşamaya başlar. Başlarda her şey mükemmel görünse de, iki erkek arasındaki dostluk, Veronica için amansız bir rekabete dönüşür. Ancak Veronica, bu durumdan pek de rahatsız değildir – sonuçta kendisine bir tanrıça gibi davranılmaktadır! Her şey, Veronica’nın annesinin ideal damat adayı olarak gördüğü Ernest (Eric Mabius) ile tanışmasına kadar sorunsuz devam eder. Artık Veronica’nın önünde zor bir seçim vardır: Beyni mi, yoksa bedeni mi? Yoksa bu üçlü düzen bir şekilde devam edebilir mi?