What happens when three sisters find out they stand to inherit a multimillion-dollar fortune, and in the process discover a half-sister their estranged father never told them about?
New Yorklu nevrotik bir iş kadını olan Ruth, ailesinin geçmişini anlamak için Holokost'tan sağ kurtulan büyüleyici inatçı babası Edek ile birlikte Polonya'ya bir yolculuğa çıkar. Edek'in geçmişiyle yüzleşme konusundaki tereddütü ve çoğu zaman tuhaf tavırları, kızıyla arasında birden fazla anlaşmazlığa neden olur. Post-sosyalist Polonya'yı keşfeden iki New Yorklunun bu duygusal, komik kültür çatışması, aileyle ve geçmişle yeniden bağlantı kurmanın ne kadar beklenmedik bir hazine olabileceğini gözler önüne seriyor.
Eric kısa bir ziyaret için eve döner ve kendini kız kardeşleriyle yeniden bir araya gelmek ile eski poker grubuyla bir zafer kovalamak arasında sıkışmış bulur. Eric, yetişkinliğinin özenle inşa edilmiş cephesi yerini eski çocukluk çatışmalarına bıraktığında, yüzleşmelerden kaçınmanın giderek daha da zorlaştığını fark eder.
İki gencin yaşadıkları üzerinden, fütürist, mimar ve mucit R. Bucminster Fuller'in inanılmaz hayat hikayesine tanıklık ediyoruz.Peter Livolsi'nin kamera arkasında yer aldığı yapımın başrollerinde, Asa Butterfield, Alex Wolff ve Nick Offerman'ı izliyoruz.
Charlie, 20'lerinde, annesi ve üvey babasıyla birlikte yaşayan ve hayattan pek bir beklentisi olmayan bir gençtir. Üvey babası, ciddi ilişkisi olan bir kıza aşık olunca, durumlar biraz karışacaktır. Ciddi bir ilişkisi olan Amber'la tanışınca, hayatını tekrar sorgulamaya ve ona ilgi duymaya başlar.
Playing God, hayatlarının en büyük dolandırıcılığına girişen iki kardeşin hikayesini konu ediyor. Kardeş olan Micah ve Rachel, yas tutan bir milyarderi tanrı ile yüz yüze getirebileceklerine ikna eder. Bunun için de tanrıyı oynaması için akıl hocaları Frank ile anlaşırlar. Hayatlarının en büyük dolandırıcılığına girişen Micah, Rachel ve Frank, planlarını başarıyla hayata geçirebilecek midir?