Bir yapay zekâ programı, yazılımında yaşanan hata sonucunda genç bir kadına âşık olur ve bir adamın bedenine sızarak kadının kalbini kazanmaya çalışır.
Gerçek mutluluk, başarı ve aşkın ne olduğuna dair yıllarca anlaşmazlıklar yaşayan Dave ve Clarice Johnson, sonunda evliliklerini bitirme noktasına gelirler. Clarice bir araba kazası geçirdiğindeyse içine attıkları ortaya çıkar. Aralarındaki farklılıklar, Clarice’in fiziksel terapi görmesiyle daha çok artmıştır. Dave de Julie ve oğlu Bryson ile vakit geçirmeye başlar. Dave, onlarda bulduklarıyla bir aile olmanın ve tutkulu bir eşin özlemini duymaya başlamıştır. Hayatlarında yaşanan bu değişikliklerle Dave ve Clarice, artık birbirlerine ettikleri yeminin kolayca bozulup bozulmayacağıyla yüzleşmeleri gerekmektedir.
1916 yılının New York şehrindeyiz... İrlanda göçmeni bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Peter Lake şimdilerde yetenekli bir hırsız olarak hayatını sürdürmek zorundadır. Göreve çıktığı evlerden birinde güzel ev sahibesi Beverly Penn ile karşı karşıya gelir ve o anda genç kadına aşık olur. Ne var ki aşkları pek de uzun ömürlü olamayacaktır; zira Beverly bu olayın hemen ardından hayatını kaybeder. Beverly'i bir türlü aklından çıkaramayan Peter yakın gelecekte yaşayacağı doğaüstü bir olay sonrasında kendini başka zaman bir zaman diliminde, kim olduğunu hatırlamadığı bir hal içerisinde bulur. Dahası ölüleri diriltmeyle ilgili gizli bir gücü olduğunu keşfetmiştir...
Duyguların ve birçok hastalığın kökünün kurutulduğu distopik bir gelecekte insanlar duygusuz bir robot gibi, bu nedenle huzur içinde yaşamaktadır. S.O.S. adında daha önceden keşfedilmemiş bir bulaşıcı hastalık, Silas'ın (Nicholas Hoult) yeniden hissetmesine ve iş arkadaşı Nia'ya (Kristen Stewart) aşık olmasına neden olur. Nia da aynı hastalıktan muzdariptir ve ikili gözlerden uzak bir şekilde ve kesinlikle yasak olmasına rağmen aşk yaşamaya başlarlar. Ancak bir süre sonra hastalığın ilacı bulunmuştur ve Silas ile Nia, hislerini ve birbirlerini kaybetmemek için her şeyi göze almaya hazırdır.