Nana’s granddaughter thinks Nana’s pretty special. She loves her Nana because she helps the old people, she’s a good painter and other people love her too. Nana’s got everyone under control.
Whangara kabilesinin enteresan bir inanışı vardır. Yeni Zelanda’nın Doğu yakasında konuşlanan Whangara kabilesi, soylarının binlerce yıl önce o topraklara bir balinanın sırtında geldiğine dair güçlü bir inanca sahiptir. Bu atalarının adı Paikea'dır. Bu inanışa göre kabilenin geleneklerinde işleyen töre şu şekildedir: Kabileye şef olarak seçilen kişiler ailenin ilk doğan erkek çocukları olmak zorundadır ve bu kabilede yaşayan 11 yaşındaki "kız çocuğu" Pai'nin ise gözü şefliktedir. Pai'nin bilge Büyükbabası Koro, kabilenin müstakbel başkanını tayin edecek olan mercidir. Lider olmak isteyen küçük kız Pai, bu uğurda ne gerekirse yapmaya kararlıdır. Dünyada her şeyden çok sevdiği büyükbabasına karşı gelecek bile olsa... Yeni Zelanda’nın kültürüne dair çok içten, samimi bir hikaye anlatan Whale Rider, küçük oyuncusu Keisha Castle-Hughes’a da 'en iyi kadın oyuncu' dalında Oscar adaylığı getirmişti.
Jason Lair'in basit bir hayatı vardır. Ama eşi Nepal'de resim yapmak için kendisini terk edip çocuğu ile baş başa bırakınca işler değişir. Bunun üstüne bir de babası hapishaneden şartlı tahliye olunca olaylar başka bir boyut kazanır. Büyükbabası cenazesi için farklı ritüeller planlamaktadır ve Jason tüm olan bu olayların ortasında akıl sağlığını kaybetmek üzeredir. Akademi Ödüllü Michael Caine, Jason'ın (Josh Lucas) büyükbabası Henry Lair rolünde. Turner Lair (Akademi Ödüllü Christopher Walken) hapishaneden çıkıp aniden boy gösterdiğinde, hasta aile reisi artık kendisini ölüme hazır hisseder. Ama ölmeden önce ailesi için son bir görev planlamıştır: Albuquerque, New Mexico'ya bir yol gezisi. Şans eseri bir araya gelen ve geçmişleri ile ilgili gerçekleri ifşa etmeye zorlanan Lair ailesi, sürprizlerle dolu bir yolculuğa çıkmıştır.
Mahkumun Kızı, yıllardır görüşmediği kızı Maxine (Kate Beckinsale) ve hiç tanımadığı torunuyla birlikte yaşama şartıyla 12 yıl hapis yattıktan sonra hastalığı sebebiyle serbest bırakılan Max'i (Brian Cox) konu alan güçlü ve cesur bir dramadır. Kızının kötü, uyuşturucu bağımlısı eski kocası yeniden ortaya çıktığında, Max'in karanlık ve şiddetli geçmişi, hiçbirinin peşini bırakmaz.
Avustralya'nın ıssız çölllerinden birinde mahsur kalan genç bir kız ve onun küçük erkek kardeşinin hayatta kalma mücadeleleri sırasında karşılarına çıkan, gelenekleri gereği kabilesinden bir süreliğine uzaklaştırılarak tabiatın koynuna "gezinti"ye gönderilmiş bir Aborjin gencinden yardım görmeleri anlatılmaktadır. Filmin özgün adı da bu Aborjin geleneğinden kaynaklanmaktadır. Bu geleneğe göre ergenlik dönemine ulaşan bir Aborjin, vahşi doğayla bütünleşebilmesi ve gerekirse dostları olarak kabul ettikleri hayvanları bile öldürerek hayatta kalmayı öğrenebilmesi için ıssızlığın içine aylar sürecek bir yolculuğa gönderilir. Bu geleneksel ritüele gezinti adı verilmektedir.
Küçük bir çocuk babasıyla beraber Avustralya’yı bir uçta bir uca gezeceği bir yolculuğa çıkar. Yolculuk her açıdan sıkıntılı geçmektedir; yolculuğun zorlukları dışında, peşlerindeki polis de sıkıntı yaratmaktadır.
Üzücü bir kaybın ardından resim yapma tutkusunu yeniden canlandırmakta zorlanan bir büyükbaba, yaratıcılığına tekrar kavuşmasını sağlayacak ilhamı bulur.