Film Japonlara esir düşmüş İngiliz ve Amerikalı askerlerin Singapur'daki Changi kampındaki son günlerini anlatıyor. Filmde Japonları neredeyse hiç görmüyoruz. karaborsanın, yalanın dolanın gırla gittiği, yüce askeri değerlerin, rütbelerin hiç bir anlam ifade etmediği kampın kralı amerikalı onbaşı king rolünde George Segal [ki kendisini just shoot me'nin babası olarak hatırlayabilirsiniz], king'in gerçek hayatta aynı salonlarda bulunmasının pek mümkün olmadığı kankası pete marlowe rolünde james fox ve bu ikisine beslediği düşmanlıkla ayakta duran sevimsiz teğmen grey rolünde tom courtenay harikalar yaratıyorlar.
J.G Ballard'ın oto-biyografik romanından uyarlanan "Güneş İmparatorluğu", Shangai'in Japon istilasına uğradığı 1941 yılında başlıyor. Zengin bir ailenin mutluluk içinde yaşayan genç üyesi Jim Graham şehirde yaşanan büyük kaos sırasında ailesini kaybediyor ve her gün onlarca insanın öldüğü bu karmaşada yapayalnız kalıyor. Uçaklara büyük bir ilgi duyan ve hep uçmayı hayal eden Jim, sonunda Soo Chow toplama kampına gönderiliyor ve burada geçirdiği aylar boyunca yepyeni insanlarla tanışarak, yaşamın ailesinin kendisine sunduğu kadar toz pembe olmadığının farkına varıyor.
New Yorklu Rachel Chu, uzun zamandır Nick Young ile birliktedir. Rachel, Nick’in en yakın arkadaşının düğününde sevgilisine eşlik etmek için Singapur’a gider. Genç kadın Asya’ya ilk defa gidecek olmaktan oldukça heyecanlıdır fakat bir yandan da büyük bir stres altındadır. Singapur’da Nick’in ailesi ile tanışacak olmaktan endişe duyan Rachel, bu sırada sevgilisi ile ilgili bilmediği şeyler öğrenir. Nick, ülkenin en zengin ailelerinden birine sahiptir ve o ülkedeki gözde bekarlardan biridir. Rachel, Singapur’a ayak bastığı andan itibaren tüm gözler ona çevrilir. Genç kadının çevresi bir anda onu kıskanan ve Nick’ten ayırmayı planlayan insanlarla dolar.
2. Dünya Savaşı'ndan dönen Paul, otobüste Victoria adında genç bir Meksikalı kadın ile tanışır. Kadın hamiledir ancak evli olmadığı için, ailesinin, özellikle toprak sahibi babası Don Pedro Aragon'un tepkisinden çekinmektedir. Paul, Victoria'ya, kocası rolünü oynayabileceğini söyler. Karı-koca rolü oynamaya başlayan iki genç, kısa bir süre sonra birbirlerine karşı bir yakınlık hissederler. Bunun adı aşktır ve uğrunda bütün engeller yıkılmalıdır.
Ülkesinde genellikle yetişkinlere hitap eden kitaplarıyla dikkat çeken genç bir kadın yazar, son zamanlarda hayatında değişikliklerle karşı karşıya kalacaktır. Ek iş olarak yerel bir gazetede editörlük göreviyle parasını kazanmaya çalışan genç kız, zamanla hayatına erkeklerin girmesiyle çok zor bir hal alacaktır. Genç bir kadının etrafında gelişen olayları dramatik bir yönle bizlere aktaran The Girl in the Book filmi kısıtlı kadrosuyla iyi işler başaran filmlerden birisi olarak dikkat çekiyor.