In a military family, an illegitimate son is brutalized by his brothers. A patriarchal, feudalistic household where dissent is forbidden is used to reveal the whole imperialist system that afflicted Japan between 1921 and 1946.
Jahkor, asla babası gibi olmak istemeyen bir gençtir. Suça bulaşıp hapse düşen babası da asla oğlunu hapiste görmek istemez. Ancak Jahkor da kendisini parmaklıklar ardında bulur. Annesiyle birlikte yaşayan ve sevgilisinin hamile olduğunu öğrenen Jahkor, Oakland’da rap yapma hayalleri kuruyordur. Dünyadaki sorumluluklarını yerine getirmeye çalışırken yanlış yola sürüklenen Jahkor tıpkı babası gibi hapis cezasına çarptırılır. Hapishanedeyken babası ile kendi hayatı arasında bir bağ kuran Jahkor, bu süreçte kendisini suça iten insanları, koşulları düşünür ve kendini keşfetme yolculuğuna çıkar.
Sean Durkin'in yazıp yönettiği The Nest, bir girişimci olan Rory'nin, Amerikalı eşi ve çocuklarını kendi anavatanı İngilitere'ye dönmeye ikna etmesini ve ailenin burada yeni bir başlangıç yapmaya çalıştığı sırada yaşananları anlatıyor. Rory, son derece hırslı bir girişimcidir. Amerikalı eşini ve çocuklarını banliyödeki rahat yaşamlarından ayrılarak kendi anavatanı İngiltere’ye taşınmaya ikna eder. Burada bir fırsat yakalayan Rory, eski firmasına katılır ve muhteşem bir malikane kiralar. Kısa bir süre sonra bu çekici yeni başlangıcın ve evliliklerinin altında yatan nahoş sırlar ortaya çıkacaktır.
Osamu ve ailesi, geçimlerini hırsızlıkla sağlamaktadır. Günlerden bir gün Osamu ve oğlu, yiyecek hırsızlığından sonra eve dönerlerken küçük bir kıza rastlarlar. Soğuğun kırıp geçirdiği o günlerde aile, istemeseler de vicdanları kızı kapı dışarı etmeye yetmez. Zamanla ailenin neşesi haline gelen küçük kız, kanunlara göre kaçırılmış olduğu için tehlike arz etmektedir. Bakalım aile, kızı saklamayı başarabilecek mi?
Seçkin festivallerden ödüllerle dönmüş bir yapım ve gerçek bir yaşam öyküsü… Güney Afrika'da yaşayan 10 yaşındaki Sandra (Sophie Okonedo) tipik bir yerli gibi görünmektedir Ancak anne-babası beyazdır; ancak atalarının kökleri, siyahi ırka dayanmaktadır Sandra, beyaz tenli ağabeyinin eğitim gördüğü yatılı okula gönderilir Fakat 'renkli' olduğu için okuldan kovulur Sandra'nın babası Abraham (Sam Neill) bu karara karşı çıkar ve mahkemeye başvurur Bu olay uluslararası bir skandal haline gelir Sandra, ilerleyen yıllarda da ırkçılık sorunuyla sürekli mücadele etmek zorunda kalacaktır.
An experimental, psychedelic odyssey through Japanese subculture experienced via the eyes of a disillusioned young man, who must contend with intense familial dysfunction, psychosexual alienation, and existentialist malaise.