Sean Durkin'in yazıp yönettiği The Nest, bir girişimci olan Rory'nin, Amerikalı eşi ve çocuklarını kendi anavatanı İngilitere'ye dönmeye ikna etmesini ve ailenin burada yeni bir başlangıç yapmaya çalıştığı sırada yaşananları anlatıyor. Rory, son derece hırslı bir girişimcidir. Amerikalı eşini ve çocuklarını banliyödeki rahat yaşamlarından ayrılarak kendi anavatanı İngiltere’ye taşınmaya ikna eder. Burada bir fırsat yakalayan Rory, eski firmasına katılır ve muhteşem bir malikane kiralar. Kısa bir süre sonra bu çekici yeni başlangıcın ve evliliklerinin altında yatan nahoş sırlar ortaya çıkacaktır.
Fin (Campino) dünyaca ünlü bir fotoğrafçıdır. Çok az uyuyan ve sürekli müzik dinlediği için kulağından hiç çıkarmadığı ve onsuz bir yere gitmediği kulaklığı ile yaşayan Fin bir süre sonra alt üst olmuş hayatının anlamsızlığını fark ederek her şeyi arkada bırakıp uzaklaşmak ister. Düsseldorf'tan ayrılıp, Palermo'ya gider. Ancak burada onu, yeni bir hayata ve büyük bir aşka götürecek, bir hesaplaşma ve gerilim dolu günler beklemektedir.
Lisa ve Mara, ev arkadaşı olan iki kadındır. Ancak onların ev arkadaşlığı, Lisa'nın tek başına yaşamaya karar vermesiyle sona ermek üzeredir. Lisa yeni bir hayata başlayamaya hazır olsa da Mara, bu değişime henüz hazır değildir. Bu süreç aynı zamanda dost olan Lisa ve Mara'nın arasında gerginlik oluşmasına neden olur. İiki arkadaş arasındaki gerilim, Lisa’nın annesinin, bir usta ve çırağının, komşunun ve evin sessiz üyesi örümceğin araya girmesiyle bir azalır bir artar.
It's 1989 in East Berlin: Suzie is kicked out of school shortly before she graduates from high school and has to defend herself as a worker in the cable factory. However, a randomly taken photo leads her to the fashion world of the GDR. The editor-in-chief Elsa Wilbrodt put her on the cover of Sibylle, the fashion magazine of the GDR. In the Berlin underground scene she made the acquaintance of the gay fashion designer Rudi and the photographer Coyote. Suzie must decide if she's brave enough to leave the old strands behind forever.
Yasmina Khadra´nın Türkçe dahil 40 dile çevrilen ve dünya çapında çok satan kitabı Saldırı´dan uyarlanan film, İsrailli Arap doktor Emin´in karısı hakkındaki gerçeği keşfetmesini anlatıyor. Emin kendi kurduğu dünyasında mutlu, başarılı bir kariyeri olan, eşini çok seven bir doktordur. Tel Aviv´de ailesine ve köklerine uzak ama hoşnut olduğu bir hayat yaşar. Bir gün bir restoranda patlayan bir bombayla hayatı alt üst olur. Restorana bir intihar saldırısı düzenlenmiştir ve polis hemen Emin´in karısından şüphelenmiştir. Emin başta böyle bir şeyin mümkün olabileceğine inanmaz. Herkesin cani olarak gördüğü karısını temize çıkarmak için kendi araştırmasını yapar, ancak peşinden gittiği gerçekler yüzüne çarptıkça devam etmesi gittikçe zorlaşır.
Jude ve Mina, New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.