Clint Eastwood'dan muhteşem bir aksiyon klasiği! In the Line of Fire, Das Boot ile adını tüm dünyada duyuran Alman yönetmen Wolfgang Petersen’ın Hollywood'a transfer olduktan sonra çektiği bir aksiyon-gerilim filmi. Amerikan Başkanı'nı öldürmeye çalışan bir psikopat ile her şeye rağmen bu olaya karşı koymaya kararlı bir Gizli Servis Ajanı arasındaki mücadeleye dayanan film, takıntılı kötü adam Mitch Leary rolüyle John Malkovich'e En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar adaylığı kazandırdı. Petersen, In The Line of Fire'dan sonra Air Force One / Hava Kuvvetleri Bir'de ise Amerikan Başkanı'nı bu kez Rus teröristlerin hedef tahtası haline getirmişti.
Kod Adı Angel, düzenlenen bir suikastın sorumlusu olarak görülen bir adamın kendisini aklamak için verdiği mücadeleyi konu ediyor. Gizli servis üyesi Mike Banning, Başkan Allan Trumball'un korumalığını yapmakla görevlidir. Başkan Trumball'un hayatını tehdit eden bir Hava Kuvvetleri saldırısının yaşanması, Banning’in hayatının değişmesine neden olur. Banning, Hava Kuvvetleri'nin yaptığı uçuşun ortasında terörist saldırıların hedefi haline gelir. Yaşanan saldırının ardından ise karalama kampanyasının hedefinde Mike Banning vardır. Başkana düzenlenen suikastın sorumlusu olarak gösterilen Banning, gerçekleri ortaya çıkarmaya kararlıdır. Ancak bunu yapması pek de kolay değildir. Banning, bir yandan saldırının ardındaki isimleri ortaya çıkarmaya çalışırken bir yandan da kendi ajansından ve FBI’dan kaçmak zorunda kalır.
1934. Private detective Miranda Green investigates a murder perpetrated in the British Embassy in Cairo, where a top secret document was stolen, risking to jeopardize both Buckingham Palace and the peace of the world. All those present in this closed place are suspected: the American photographer, the English student, the American actress, the Egyptian security guard, the ambassador interpreter, the Egyptian gardener and - why not? — the Ambassador himself. But who would have expected that a small group of Nazis would be behind a plot, risking to jeopardize both Buckingham Palace and the peace of the world?
Luther Whitney işinde uzman ve mükkemmeliyetçi biridir. Sessizliğe çok önem verir çünkü yaptıklarıyla böbürlenmek onu hapse düşürecek kadar tehlikelidir: o bir hırsızdır... Yıllarca hapis yatıp çıktıktan sonra, son bir işle jübilesini yapmaya karar verir. Amerika'nın en zenginlerinden Walter Sullivan'ın malikanesine girer. Ama Luther gibi usta bir hırsızı bile şaşırtacak bir şey bu dünyada her zaman bulunur! Ucu beyaz saraya kadar uzanan, çok ama çok önemli bir sır...
Gene Watson, kızı Lynn ile birlikte karısının cenazesinden henüz dönmüştür. Çok geçmeden Bay Smith ile Bayan Jones birlikte Lynn’i kaçırırlar. Gene’e bir silah ve Vali Grant’ı öldürmek için 1 saat 15 dakika süre verilir. Kızını, özellikle de karısı ile eş zamanlı olarak kaybetmek istememenin çaresizliğinde şartlara boyun eğer. Elinden geleni yapacaktır ancak dolaylı şekilde uyarmaya çalıştığı valiyi öldürmek kısmı ile yüzleşemez. Söz konusu komplo Gene’in hayal edebileceğinin çok ötesinde bir kurguya sahiptir ve o bunun çok geçmeden farkına varır.
İngiltere'de başbakanın ani ölümü üzerine bir cenaze töreni tertiplenir ve tüm dünya liderleri, bu törene katılmak için oraya giderler. Dünyanın en güçlü liderlerinin orada bulunmasını fırsat bilen teröristler, alınan üst düzey güvenlik tedbirlerine rağmen Londra'da ardı ardına saldırılarda bulunurlar. Şimdi asıl mesele, ülke liderlerini bu saldırılara karşı korumaktır.