Christian, bir süpermarkette çalışan genç bir adamdır. Karanlık geçmişini ardından bırakmaya çalışan Christian, yeni ortamına ayak uydurmaya çalışır. Uzun koridorlar, telaşlı kasa kuyrukları ve yük kaldırma araçlarından oluşan bambaşka bir hayata adım atan genç adamın en büyük destekçisi Bruno olur. Christian, kendisine çocuğuymuş gibi davranan Bruno sayesinde işi kolayca öğrenir. Genç adam raf istifleyicisi olarak çalıştığı marketin şeker reyonunda çalışan Marion’u görür görmez aşık olur. Ancak kendi küçük dünyasında bu aşkı yaşatmak Christian için hiç de kolay olmaz.
İki çocuğunu yanına alıp, kendisine şiddet uygulayan kocasından kaçarak New York’a gelen Clara, tıpkı onun gibi zor zamanlardan geçen dört kişiyle tanışır: Sinir krizinin eşiğinde bir hemşire olan Alice, işlemediği bir suçla lekelenen Mark, avukatı John Peter, hayatta hiçbir amacı olmayan genç Jeff ve ailesinden kalan restoranı ayakta tutma mücadelesi veren, hayalperest Timofey. Görünüşte sıradan ama dünyaları apayrı insanların New York’ta karşılaşmalarının ve birbirlerine tutunmalarının hikayesi.
Connor O'Neil hayatında sorumluluk almaktan sürekli kaçınan ve zamanını spor karşılaşmalarında bahis oynayarak geçiren birisidir. Yakın arkadaşı olan bir bankerden borçlarını ödemek için yardım istediğinde arkadaşı ona artık karşılıksız para veremeyeceğini söyler. Çalışıp para kazanması gerektiğini öğütler ve ondan şirketinin sponsoru olduğu beyzbol küçükler takımının koçluğunu üstlenmesini ister. Hayatında kendisinden başka hiç kimsenin sorumluluğunu üzerine almamış olan Conor, istemeye istemeye görevi kabul eder. Şikago'nun en belalı mahallesinde bir okulda okuyan küçük zenci çocukların koçluğunu üstlenir. Zaman geçtikçe çocuklara ne kadar bağlandığını kendisi bile şaşırır. Bu 10 yaşından küçük çocuklar kendisine hayat dersi vermektedir. Olayın içine bir de genç öğretmenleri Diane Lane girince, işler Conor için daha da ilginç olmaya başlar. Sonunda Conor aydınlanmanın ve kendini bulmanın değişik şekiller de ortaya çıkabileceğini öğrenmeye başlar.
Ankara'da saygın bir sanatçı çift olan Derya ve Aziz, 13 yaşındaki kızlarıyla birlikte mutlu bir hayat sürmektedir. Ancak son tiyatro oyununun başarılı galasından sonra hayatları devletin keyfi gücüyle altüst olur. Bir gecede işlerini ve dolayısıyla geçim kaynaklarını kaybederler. Şimdi ideallerini ve inançlarını yaşamın gerçek gereklilikleriyle uzlaştırmak gibi zor bir görevle karşı karşıyalar. Ani işsizlik onların sadece mali güvenliğini değil aynı zamanda evliliğini de test eder. Kariyerlerini ilerletmek için birlikte yeni fırsatlar ararken idealleri ile günlük yaşamın pratik ihtiyaçları arasındaki çatışmalarla boğuşurlar. Dışarıdan gelen baskı ve sürekli belirsizlik, ilişkilerini giderek daha fazla zorlar.
Sean Durkin'in yazıp yönettiği The Nest, bir girişimci olan Rory'nin, Amerikalı eşi ve çocuklarını kendi anavatanı İngilitere'ye dönmeye ikna etmesini ve ailenin burada yeni bir başlangıç yapmaya çalıştığı sırada yaşananları anlatıyor. Rory, son derece hırslı bir girişimcidir. Amerikalı eşini ve çocuklarını banliyödeki rahat yaşamlarından ayrılarak kendi anavatanı İngiltere’ye taşınmaya ikna eder. Burada bir fırsat yakalayan Rory, eski firmasına katılır ve muhteşem bir malikane kiralar. Kısa bir süre sonra bu çekici yeni başlangıcın ve evliliklerinin altında yatan nahoş sırlar ortaya çıkacaktır.