18th century, a farm in the interior of Brazil. The new overseer arrives and fights to change the cruel treatment to which the slaves are subjected. He falls in love with a slave, Mestiça, loved by all men. He cannot dominate her.
2006’da çarpıcı The Great Ecstasy of Robert Carmichael ile hepimizi huzursuz eden Thomas Clay uzun bir aradan sonra çektiği bu üçüncü uzun metrajlı filmini kendi sözleriyle “Püriten Western’i” olarak tanımlıyor. 1657’de İngiltere’de Shropshire’de ıssızlığın ortasında bir çiftlikte yaşayan Fanny Lye, John ve küçük oğulları Arthur, kiliseden dönerken soyulduklarını söyleyen genç bir çiftle karşılaşırlar. John onlara pek inanmasa da merhametli Fanny’nin de ısrarıyla çifti eve alır. Fakat çift göründüğü gibi değildir; Fanny, Joe ve oğulları hayal bile edemeyecekleri olaylara maruz kalacaklardır. İngiltere’de cinsel özgürlüğün tohumlarının daha o çağlarda atıldığını savunan yönetmen Clay, 35mm çektiği yeni filminde gerilimi, tekinsizliği, şiddeti ve cinselliği git gide ekseninden kayarak yükselen şaşırtıcı bir dönem filmine imza atıyor.
Regent Horthy is the leader of Hungary and a German ally, but his favorable standing with Hitler changes as the war comes to an end. Forced to cede Hungary’s power or else witness the execution of his son, Regent Horthy gives up control of his country to the Nazis, who quickly move Hungarians to ghettos and death camps, with no hope in sight. But the despair changes when a young man named Elek emerges. Separated from his family during the relocations and aided by the woman he loves , Elek defies the enemy by becoming one of them. In a race against time, disguised as a Nazi Officer he embarks on a mission to save his family and thousands of his countrymen.
Henry Tawes Tennessee’de bulunan küçük bir kasabanın şerifidir. Güçlü bir ahlak anlayışı olan Henry diğer insanları hemen yargılar ve hiç sorgulamadan yasaları uygular. Daha sonra hayatını alt üst eden genç ve güzel bir kadınla tanışır: Alma. Duygularını göz ardı edemeyince, Henry ile Alma arasında bir ilişki başlar. Ama küçük bir kasabada hiçbir şey sır olarak kalmaz
Brezilya'da tehlikeli bir varoşta doğup büyüyen genç bir kadın, ölümcül çete savaşlarının ve ihanetlerin ortasında güç mücadelesi verirken aşk ve suçla dolu bir hayata adım atar.
1462 yılı ünlü Alman ressam Rembrandt’ın hayatında bir dönüm noktasıdır: zengin ve saygıdeğer bir ünlüyken, güvenilmez bir yoksula dönüşür. Hamile karısı Saskia’nın ısrarları üzerine Rembrandt Amsterdam Silahşör Milislerinin resmini yapmayı isteksiz bir şekilde kabul eder. (Bu eser daha sonra Gece Bekçileri olarak tanınacaktır.) Kısa bir süre sonra, Batı Dünyası’nın o sıralar en zengin şehrinde maddi avantaj ve kişisel güç için hile yapan askerleri oynayan Amsterdamlı tüccarlarla ilgili bir komplo hazırlandığını öğrenir. Rembrandt tesadüfen bir cinayetle karşılaşır. Oğlunun doğmasıyla kendine güveni gelen Rembrandt planlanan cinayetleri ortaya çıkarmaya karar verir ve suçlamalarını resimlerine aktarır. Böylece Altın Çağ’da Alman halkının ikiyüzlü tarafını ortaya çıkarır. Rembrandt’ın şansı sonunda döner.
1980'lerin Bağdat'ı… Cepheden, Saddam Hüseyin'in sarayına çağrılan Iraklı teğmen Latif Yahya'ya, Saddam Hüseyin'in ehlikeyif, sadist, seks, şiddet ve eğlence düşkünü, "Kara Prens" lakaplı oğlu Uday Hüseyin'in dublörü olması emredilir Kendini kraliyet ailesinin üst kademelerinde bulan; Uday Hüseyin gibi yürümeyi, konuşmayı ve davranmayı öğrenen Yahya gerçek kişiliğinden ödün vermek zorunda kalır.