A sensationalist television show unravels the sordid story of Luciano Fernández and analyzes the possible motives that led him to murder a child. (Inspired by a real event that occurred in the forest of Verrières, Paris, on May 27th, 1964.)
Kitap editörü Helga Pato, deli kocasını uzak bir psikiyatri hastanesinde stajyer olarak tuttuktan sonra trenle evine döner ve burada kendisini psikiyatrist olarak tanıtan gizemli bir adamla tanışır.
Que Dios Nos Perdone (May God Save Us/Tanrı Bizi Bağışlasın), Madrid’in tam “15-M Hareketi”ne sahne olduğu dönemde, şehir aynı zamanda bir seri katilin brutal eylemlerine de sahne olur. Söz konusu seri katil, yaşlı kadınlara tecavüz etmekte ve onları döverek öldürmektedir. Adli tıpta görev yapan kadın doktorun söylediğine göre bu yaşlı kadınlar “olağanüstü derecede büyük, dev bir penis ile” tecavüze uğramışlardır. Başlı başına ne büyük bir metafor! Dava dedektif Luis Velarde (Antonio De La Torre) ve Javier Alfaro’ya (Roberto Álamo) verilmiştir. Katile ulaşamamanın stresiyle ezilen bu iki dedektif, bir yandan Madrid sokaklarında seri katil peşinde gezerken, bir yandan da kendi saldırgan doğalarını sergilemekten geri durmazlar. Dedektif Javier Alfaro’nun öfke kontrolü problemi vardır ve saldırgan tavırlarıyla dikkatleri çeker. Dedektif Luis Velarda ise, kadınlarla ilişki kurmakta pek başarılı biri değildir.
Boğa güreşçisi Diego, güreş sırasında yaralanınca emekli edilir. İçindeki savaşma ve öldürme dürtüsüne hakim olamayan Diego, hedefini boğalardan kadınlara değiştirir. Üstündeki gerginliği atıp rahatlamanın tek yolunun onları öldürmek olduğunu fark eden Diego’nun yolu, araştırması sırasında katilin tarzına hayran olan avukat Maria ile kesişir * film almodovarın amatör döneminde ortaya koyulmuş bir eser olsa gerek ki hem teknik açıdan hem de bunlar dışında göze batan bir çok eksiklik film hakkında olumsuz düşünmeye itiyor.çoğu diyalog gereksiz,birçok sahne ise birbiriyle bağdaştırılmayı beklerken öylece ortada kalmış. ama bana kalırsa üzerinde tekrar düşünülmesi gereken bir film,eğer yeniden çekilip titiz bir çalışma sonucu tekrar ortaya çıkarsa şimdiki halinden çok daha başarılı olacağına eminim çünkü işlenmeyi hakeden bir konusu var
Uzay-zamandaki bir sorundan dolayı 25 yıl öncesiyle bağlantı kurarak bir oğlanın hayatını kurtaran Vera, bu nedenle kendi kızını kaybedince onu geri getirmek için mücadele eder.
Eva Khatchadourian, Kevin'a hamile kaldığı gençlik yıllarında bütün kariyer planlarını ve hedeflerini bir kenara koyarak çocuğunu dünyaya getirmeye karar verir. Fakat Eva, Kevin doğduğundan beri oğluyla yakın bir bağ kuramaz ve oğlunun tuhaf ve aykırı davranışlarıyla ilgili hep kendini suçlar. Kevin giderek toplumsal ve ahlaki normların dışına çıkar. Babası Franklin, Kevin'in sadece bir "çocuk" olduğu konusunda ısrarcıdır ve bu konuda Eva'nın elinden hiçbir şey gelmez. Ancak Kevin aslında daha yeni başlamıştır ve yapabilecekleri, hayal edebileceklerinin çok ötesindedir.
Senaryosunu Quentin Tarantino'nun yazdığı filmi Oliver Stone yönetmiş ve bunun yüzünden araları açılmıştı. Mickey ve Mallory birbirlerini seven ama 'doğuştan katil' olan iki aşık. Yaşadıklarını öldürerek hissedebiliyorlar belki de. Ancak 90'ların giderek çığrından çıkan medyası da onları kahraman gibi göstermekten geri kalmıyor. Böylece iki doğuştan katil yolculukları sırasında arkalarında onlarca ölü bırakarak yollarına devam ediyorlar. Yakalandıklarındaysa medya yine kurtarıcıları olarak çıkıyor karşılarına...