Based on the writer/director's childhood, FARMING tells the story of a young Nigerian boy, 'farmed out' by his parents to a white British family in the hope of a better future. Instead, he becomes the feared leader of a white skinhead gang.
Silahlı bir soygun suçundan hapse giren Wayland, hapiste kaldığı 15 yılın ardından özgürlüğüne kavuşur. Memleketine geri dönen Wayland burada üç çocuğuna bakmaya çalışan, bekar bir anne olan eski sevgilisi Dolores ile karşılaşır. Yeniden bir araya gelmelerinden kısa bir süre sonra Wayland, ailenin yanına taşınır ve farkında olmadan ihtiyaç duyulan bab figürü haline gelir.
Jude ve Mina, New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.
Banliyönün de aynı isimle anıldığı Vuosaari, bugünün Finlandiyası'ndan kesitler sunan bir yer. Vuosaari metrolinenin son durağı, yolculuğun başlangıç ve bitiş yeri. Filmin iç içe geçen hikayeleri aileler, bireyler, çocuklar ve yetişkinler hakkında bize bilgi veriyor. Bu insanların hepsi sevilmeye ve etkilenilmeye muhtaçtırlar...
Bridget Jones'un Günlüğü ve Billy Elliot'ın yapımcılarından iki sıradışı arkadaşın kendi dünyalarıyla yüzleşmeye karar vermelerinin unutulmaz hikayesi. Michael, engelliler için özel inşa edilmiş Carrigmore Home'a yerleşmeye karar vermiştir taa ki asi ruhlu Rory O'Shea ile tanışana kadar. Rory'nin onları bu sistemin dışına çıkaracak bir planı vardır.