A group of rank-and-file Japanese soldiers are jailed for crimes against humanity, themselves victims of a nation refusing to bear its burdens as a whole.
II. Dünya Savaşı sırasında bir Japon esir kampında geçen film, Japon subaylarla İngiliz esirler arasında yaşanan gerilim dolu günleri anlatıyor. Savaş karşıtı olduğu kadar insan ve toplum psikolojisinin derinlerine inen filmin kadrosunda David Bowie ve Takeshi Kitano gibi iki efsane yer alıyor.
Gizemli bir geçmişe, olağanüstü bir zekaya, karizmaya ve vücut kontrolüne sahip bir Yahudi adam, tekrar cinayet işlemeye teşebbüs ettikten sonra akıl hastanesine döner ve burada şaşırtıcı bir keşifte bulunur.
Ailesi Berlin'deki evlerinden Polonya'daki tuhaf yeni evlerine taşındığında genç Bruno, herkesin çizgili pijama giydiği çitin öbür tarafındaki Shmuel'le arkadaş olur. Bruno, Shmuel'in Yahudi tutsak olarak kaderinden ya da Nazi babasının onun tutsaklığındaki rolünden habersiz kamp duvarları içinde tehlikeli bir yolculuğa çıkar.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerika'da kocasıyla banliyölerde hayatını yeniden kuran bir kadın, komşusunu kaçırır ve kendisine karşı işlediğine inandığı korkunç savaş suçlarından intikam almak ister.
Matthew Modine ve Nicolas Cage'in başrollerinde oynadığı bu film, 1985'te Cannes'da Jüri Özel Ödülü'ne layık görüldü. İki Vietnam gazisinin ilkgençlik yıllarında başlayan ve savaş yaralarını sarmalarını olanaklı kılan az bulunur dostluklarını anlattığı için de bütün dünyada takdirle karşılandı. Biri ruhsal, diğeri fiziksel yaralar alarak Vietnam'ı terk eden gencecik iki insanın öyküsü, izleyenleri savaş denen şey üzerine düşündürecek nitelikte. Ancak TRT'nin külyutmaz sansür kurulunun, zamanında filmdeki 'gizli eşcinsel' temaları deşifre ettiğini ve bunun bir tartışma yarattığını kimilerimiz hatırlayacaktır. Ülkemiz sinema eleştirisinin gördüğü en anlamsız tartışmalardan birine maruz kalan bu filmin, yeniden ve hakettiği gibi izlenip değerlendirilmesi gerekmekte...
David Finkel’in aynı adlı romanından sinema ekranlarına uyarlanan film, Irak’tan ülkesine dönen bir grup askerden biri olan Adam Schumann’ın (Miles Teller) Post-Travmatik Stres Bozukluğu yaşaması üzerine sivil hayata ve ailesine karşı yabancılaşmasını anlatıyor.