Angela is haunted by guilt for the morbid bond with her brother Peter, who is destined to be a priest. In an attempt to free herself from this passion, she embarks on a descent into the infernal rounds of erotic love.
Bridgette ve ablası Ginger, 15 ve 16 yaşlarında iki genç kızdırlar. Banliyöde, kısıtlı bir çevrede yaşayan ve çevrelerindeki diğer kızlardan bir hayli farklı olan kızkardeşler, yalnızlıklarını ancak birbirleri sayesinde azaltabilmektedirler. Ölümle ve karanlık ne kadar ton varsa hepsiyle ilgili olan kardeşler, komşularının köpeklerini parçalayan gizemli bir yaratık mahalleyi tehdit edince de ilgi alanlarından uzak durmazlar. Gece yarısı ormanda parçalanmış köpekleri görüntülemeye çalıştıkları bir sırada, yaratık Ginger’a da saldırır ve onu kötü şekilde yaralar. Bu badireyi böylece atlatan ve bu olayı kimseye söylemeyeye karar veren kardeşlerden Bridgette, ablasındaki yaraların olağanüstü biçimde hızla iyileştiğini fark ettiğinde çok şaşırır. Bir süre sonra yaralarından kıl tüy çıkmaya başlayan Gİnger’daki değişiklikler bununla da sınırlı kalmayacaktır.
Küçükken ailesi gözlerinin önünde vampirler tarafından öldürülmüş olan Jack Crow bu olayın etkisi ile kendini vampir öldürme işine vermiştir. Güzel bir de ekip kuran Crow, memleketi köşe bucak, dere tepe gezip öldürmedik vampir bırakmamaktadır. Vampirlerin underground varlığı ne kadar underground olursa olsun, yine de yüzyıllardır Vatikan tarafından da bilinmektedir. Crow ve ekibi de zaten Vatikan için ama Vatikan’dan bağımsız çalışan, kafa avcılarıdır. Sıradan bir operasyon sırasında çok kötü biçimde sert kayaya toslayan ve master vampir Jan Valek ve vampir ordusu ile müşerref olan Crow ve ekibinden geriye yalnızca kendisi ve has adamı Montoya kalır. Vampirler tarafından ısırılmış ve üç vakte kadar vampire dönüşecek bir fahişe, ve stajyer avcı tıfıl bir genç rahip ile kadroyu genişleten Crow, Valek ve vampirlerinin peşine düşer. Valek, vampirlerin gün ışığında da yürümesini sağlayacak bir teknolojinin peşindedir ve çok geç olmadan durdurulmalıdır.
Amansız bir tarikat, cehennem kaçkını yaratıklar, intikam peşinde kana susamış bir adam... 1980'lerde geçen filmde, Red (Nicolas Cage), "Yeni Şafağın Çocukları" adlı tuhaf bir tarikat ve cehennem kaçkını yaratıklar tarafından katledilen sevgilisi Mandy’nin intikamının peşine düşüyor. Red hem hayalle gerçek arasında gidip geliyor hem de kana susamış bir halde. Not: Bu filmdeki bazı sahneler yaşı küçük izleyiciler için uygun olmayabilir.
Ginger Snaps filminin devamı olan bu filmde Ginger’in kardeşi Emily lanetlenmiştir durum daha da kötüye gitmektedir, akıl hastanesinde yatmaktadır. Tek umudu ise Ghost isimli garip küçük bir kızdır fakat Ghost’un da kendine göre planları vardır.
Şeytani melek Gabriel (Christopher Walken), cehennemden yükselerek Tanrı'ya ve insanlığa savaş ilan etmeye hazırlanıyor. Tanrı'nın en güçlü meleklerinden biri olan Gabriel, bu savaşı kazanmak için önce Los Angeles'ta yaşayan hamile hemşire Valerie Rosales'i (Jennifer Beals) öldürmeli – çünkü karnında, yarı melek bir çocuk taşımaktadır! Lanetli meleklerden oluşan acımasız ordusuyla Gabriel, insanlığı yok etmek için harekete geçer. Ancak iyiliğin savaşçısı melek Danyael (Russell Wong), tüm güçlerini birleştirerek Rosales'i ve çocuğunu Gabriel'in pençesinden kurtarmaya çalışacaktır!
İran'ın Bad City adlı şehrinde tuhaf şeyler yaşanmaktadır. Bu hayalet kasabada fahişeler, uyuşturucu bağımlıları, kadın tüccarları ve daha birçok sefil ruh kol gezmektedir. Ölümün ve umutsuzluğun kol gezdiği bu kasabada bir kadın vampir, kasabanın azılı suçlularının peşine düşer… Arash, babasının uyuşturucu bağımlılığı yüzünden arabasını bir torbacıya kaptırmıştır. Kendisi de bir torbacı olan Arash, arabasını geri almaya gittiğinde adamın öldürüldüğünü görür. Adam, "Kız" adında, şehri lanetli insanlardan arındırmayı amaçlayan bir vampir tarafından öldürülmüştür. "Kız" bir yandan Arash'ın babasını da takip etmektedir. Çılgın bir parti sonrası yolları kesişen ikili, ummadıkları bir aşk yolculuğuna çıkar.