Nina Geld (Mary Elizabeth Winstead) kariyeri yükselişte, ateşli, ortalığı kırıp geçiren ama yakında özel hayatı yerle bir olacak olan bir stand-up sanatçısıdır. Baş belası olan eski sevgilisinden kaçmak ve hayatını değiştirecek olan seçmelere hazırlanmak için Los Angeles'a giden Nina, orada sahip olduğu önyargılarını hiçe sayan Rafe (Common) ile tanışır.
John F. Kennedy Havaalanı'ndan Manhattan'a gitmek için taksiye binen bir kadın, kendisini taksinin şoförüyle ilişkiler üzerine derin bir sohbetin içerisinde bulur.
Broke, with nothing but her cat to her name and doors closing in her face, Paula is back in Paris after a long absence. As she meets different people along the way, there is one thing she knows for sure: she's determined to make a new start and she'll do it with style and panache.
Başrollerinde Ethan Hawke, Emile Hirsch, Hailee Steinfeld, Asa Butterfield'ın yer aldığı Ten Thousand Saints prömiyerini bu yıl Sundance Film Festivali'nde gerçekleştirdi. Film, New York'ta 1988'de yaşanan Tomkins Square Park isyanını konu alıyor.
Belçika Kralı 3. Nicolas bir şeyden habersiz İstanbul gezisinin tadını çıkarırken Belçika’nın Fransızca konuşulan Valon bölgesi bağımsızlığını ilan eder. Şimdi Kral, krallığını korumak için evine geri dönmek zorundadır. Ama şiddetli fırtına tüm uçak hatlarını ve iletişim araçlarını felce uğratır. Ne uçaklar ne de telefonlar çalışmaktadır… Yanlarında İstanbul gezisini çekmek üzere gelen kaçık İngiliz belgeselci ve bir grup Bulgar folklor ekibinin yardımı ile Kral Bulgaristan sınırından geçmeyi başarır. Tabii ki, kılık değiştirerek!
İzleyiciyi bu kadar iyi hissettiren nadir filmlerden biri olan KADIN DEDİĞİN, küstah enerjisi ve olanca sevimliliğiyle, coşkulu ve komik bir yapıt. Los Angeles'ın doğusunda yaşayan, Meksika göçmeni bir ailenin kızı olan 18 yaşındaki tombul Ana'nın önünde parlak bir gelecek vardır. Ailesinde üniversiteye gitmeyi hayal edebilen ilk kişidir, ama ablası Estela'nın giysi atölyesi eldeki işleri yetiştiremeyince, Ana bir dizi şık elbise siparişinin zamanında teslim edilmesi için gönülsüzce yardıma koşar. Kendisininkinden çok farklı hayatlar süren kadınlara havalı kıyafetler dikmek için harcanan onca emek onu sinirlendirir. Hem hayallerine, hem de vücuduna dar gelecek giysilerdir bunlar. Atölyede ter dökerek geçirdiği uzun saatlerin ardından, Ana ablasının çalışkanlığını ve yeteneğini takdir etmeye başlar. O da atölyedeki kadınlara vücutlarındaki kıvrımları sevmeyi ve kendilerini diğerlerinden farklı kılan her şeyin kıymetini bilmeyi öğretir.