When Mr. Deen discovers one of his students has been living out of his car and thrown into jail, he decides to bail him out. Determined to curb Nate’s self-destructive behavior, Deen quickly discovers a host of dark secrets slowly tearing Nate apart. What began as a good deed becomes a desperate fight to save Nate from his own demons. As Nate spirals deeper into despair, Deen must decide how far he’s willing to go to save a kid on the brink of losing everything—even himself.
Apartheid’in acımasız yüzüne tanık olan beyaz bir öğretmenin çarpıcı dönüşümü! Ben du Toit, sıradan bir hayat sürerken, bahçıvanının polis şiddetiyle öldürülen oğlu için adalet arayışına girer. Sistemin baskılarına rağmen gerçeklerin peşinden giden Ben, hukukun çaresizliğiyle yüzleşir.
Bo (Valentina de Angells) on bir yışında bir kız çocuğudur ve kendi kurduğu dünyasında, New Mexico eyaletinin çöllerindeki ücra bir kasabada yaşamaktadır. Arlene (Joan Allen) Bahçelerinde çıplak çalışmayı tercih eden özgür ruhlu bir kadın; babası ise Sam Elliott girdiği depresyon sonucu içindeki şeytanlarla yaptığı savası kaybetmek üzere olan bir adamdır. Bir gün kasabaya gelen George (Jim True-Frost) adlı bir vergi memuru, yüksek kazançlarına rağmen ailenin, yıllardır vergi ödemediğini ve bu yüzden de inceleme altına alındıklarını söyleyerek isine başlar. Ancak bir süre sonra bu ilginç ailenin ve çölün mistik güzelliğine kapılan George, görevini unutarak aileyle birlikte yaşamaya başlar. Ailenin tüm üyelerinde büyük değişikliklere ve keşiflere yol açacağını henüz bilmemektedir. Cennetten Bir Köşe, kendini keşfetmek, önceden tahmin edilemeyen güzelliklerin ortaya çıkışı ve aşkın karşı konulamaz doğası üzerine dokunaklı bir film.
“Freud’un bahsettiği biçimiyle ‘tekinsizlik’ filmin ruhuna cuk oturdu.” Simon her şeyden önce utangaç bir adamdır. İşyerinde herkesin unuttuğu, annesi tarafından küçümsenen ve rüyalarının kadını tarafından bir türlü fark edilmeyen bir adamdır. Dışlanmışlığını ve dünyanın ona kayıtsızlığını değiştirmek içinse elinden pek bir şey gelmemektedir. Ta ki, işyerine ona tıpatıp benzeyen James gelene kadar. James onun fiziksel olarak ikizidir ama karakter olarak tam zıttıdır. Kendine güveni, karizmatikliği ve kadınlarla çok iyi geçinebilmesiyle bir anda herkesin gözdesi oluverir.
Simon’ın tam da korktuğu gibi, James yavaş yavaş onun bütün yaşamını ele geçirmeye başlar. Dostoyevski’nin ‘Öteki’sinin oldukça yaratıcı bir uyarlaması olan film, kurduğu karanlık ve Kafkaesk atmosferle dikkat çekiyor. Richard Ayoade bu ikinci filminde, nev-i şahsına münhasır mizah anlayışıyla tedirgin edici ama oldukça da komik, daha önce pek görmediğimiz tuhaf bir dünya yaratıyor. Tek kelimeyle muhteşem!
Jude ve Mina, New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.