A renowned conductor suddenly pulls out of an evening rehearsal of Madame Butterfly. The opera director senses something is going on and forces the musician to explain himself.
Bu yapımı takip etmek ve bölümleri işaretlemek için giriş yap.
Yorumlar
Yorum yazmak için giriş yap.
Bunları da sevebilirsiniz
Bunu izleyenlerin sonra izlediklerinden seçildi.
Film7.2
KomediRomantik
Before he left for a brief European visit, symphony conductor Sir Alfred De Carter casually asked his staid brother-in-law August to look out for his young wife, Daphne, during his absence. August has hired a private detective to keep tabs on her. But when the private eye's report suggests Daphne might have been canoodling with his secretary, Sir Alfred begins to imagine how he might take his revenge.
Emekli müzisyenlerin yaşadığı Beecham House’ta müthiş bir hareket vardır. Odaları kaplayan neşeli söylentilerin sebebi eve büyük bir yıldızın gelecek olmasıdır. Reginald (Tom Courtenay), Wilfred (Billy Connolly) ve Cecily (Pauline Collins) içinse bu söylentiler, dedikoduyu seven bu evin bir parçasıdır. Ancak gelen yıldızın, eski üyeleri Jean Horton (Maggie Smith) olması onlara küçük bir şok yaşatacaktır. Üstelik Reggie ile olaylı bir evlilik geçirmişlerdir. Zaman bütün yaraları tedavi edebilecek midir? Ve meşhur dörtlü, Beecham House’un ayakta kalmasını sağlayacak gala konserinden önce sorunlarını çözebilecek midir?
Prof. Higgins, yağmurlu bir gecede, Londra Covent Garden'daki operadan çıkan kalabalığın arasında çiçek satan, ağzı bozuk Eliza Doolittle'a rastlar. Hırçın ve kaba davranışlarıyla etrafa sataşmaktan kendini alamayan muzip genç kız, sadece argo değil, üstelik berbat bir aksanla da konuşmaktadır. Higgins, kendisi gibi bir dil bilimci olan dostu Albay Pickering ile bir bahse girer: Eliza üstüne para alarak profesörün evinde kalacak ve diksiyon kursları alacaktır. Higgins, genç kızı tamamen yola getireceğine ve Eliza'nın bir süre sonra gerçek bir hanımefendiden ayırt edilemeyeceğini iddia etmektedir. Bernard Shaw'ın 1912 tarihli oyunu Pygmalion'dan uyarlanan ve Broadway'de 1956-62 yılları arasında büyük sükse yapan My Fair Lady'nin başarısı, sahne müzikalini uyarlayan Alan Jay Lerner'in film yönetmeni George Cukor'la işbirliğini doğurdu. Eliza rolünün kariyerinin zirvesindeki Audrey Hepburn'e verilmesiyle de sinema tarihinin zafer anlarından biri tescillenmiş oldu.
Tár, dünya çapında sanatının en iyilerinden biri olarak kabul edilen ve büyük bir Alman müzik orkestrasının ilk kadın şefi olmayı başaran Lydia Tár'ın hayat hikayesini konu ediyor.
Müzik profesörü John Russell, eşi ve kızını bir trafik kazası sonucu kaybeder. Aylarca bu kazanın etkisinden kurtulamayan Russell, acısını unutabilmek için bir üniversitede dersler vermeye başlar. Kısa süre sonra da sessiz ve sakin bir çalışma ortamı için yeni bir ev arayan Russell, yıllardır boş duran ve kimsenin yaşamak istemediği büyük bir malikaneye taşınır. Kendisini müzik derslerine ve piyanoda yeni besteler yapmaya veren John Russell, çok geçmeden evin içinde yalnız olmadığını anlar. Kendisiyle iletişim kurmaya çalışan ve tüm eve hakim olan ruh, Russell'ı evin tarihiyle ilgili gizli kalmış gerçeklere ulaştıracaktır.
The Perfection, hayallerinden vazgeçmek zorunda kalan bir viyolonsel dâhisinin hikayesini konu ediyor. Charlotte, ölümcül hastalığı olan annesine bakabilmek için kendi hayatından vazgeçen genç bir kadındır. Çello dahisi olan Charlotte, annesi ile ilgilenmek zorunda kalınca, büyük tutkusundan uzaklaşmak zorunda kalır. Aradan geçen yıllar, onun içinde açılan bu yaranın daha da büyümesine neden olur. Ancak yıllar sonra eski eğitmenleri Anton ve Paloma’nın yeni yıldızı Lizzie’yi gören genç kadın, harekete geçmeye karar verir. Charlotte, bir zamanlar sahip olduğu konumda olan Lizzie’yi takip etmeye başlar. Bir süre sonra ise Charlotte’un beklediği tanışma gerçekleşir. Ortak noktaları olan Charlotte ve Lizze arasında kısa sürede bir arkadaşlık başlar. Ancak Charlotte’un farklı planları vardır ve zaman geçtikçe bu arkadaşlık farklı sonuçlar doğurmaya başlar.