When a Jewish songstress is plucked from the stage and sent to Auschwitz, she and other musicians find themselves assigned to a terrible task—using their talents to soothe fellow prisoners who are sentenced to die in the gas chambers.
1943 yılında Auschwitz’de loş bir barakada bir fizikçi bir eldiven imalatçısı iki haham bir hukuk profesörü ve pek çok suçludan oluşan bir grup erkek kader bekleyişlerini sürdürürken verdikleri hayatta kalma mücadelesinin yanı sıra varoluş amaçlarını da sorgulamaya başlarlar. Gaz odasına götürülmek üzere seçilip seçilmeyeceklerini çaresiz bir şekilde anlamaya çalışırken Tanrı’nın bu kadar acıya neden izin verdiği sorusunun cevaplarını ararlar * Oyunculukların göz doldurduğu, bir saniye bile sıkılmadığım ve tek mekânda geçmesine rağmen ustaca kotarılmış bir film. Hem tek mekânda geçmesi hem de bir mahkemeyi canlandırması ve dini açıdan sorgulamalara yer vermesi açısından biraz "12 Kızgın Adam", biraz da "Dünyalı" filmlerini anımsattı.
The incredible, untold true story of how a group of prisoners attempt a seemingly impossible escape from the first Nazi death camp in order to provide the first eyewitness account of the Holocaust.
Auschwitz kumandanı Rudolf Höss, eşi Hedwig, çocukları ve hizmetkârlarıyla rüya gibi bir hayat sürmektedir. Öyle ki, ölüm kampının duvarına bakan muhteşem evleri tam da tren raylarıyla gaz odaları arasındadır. Martin Amis'in aynı adlı romanından uyarlanan bu çarpıcı film çiçekli, geniş bahçeleri, seraları ve havuzlarında keyif süren Höss ailesinin başlarına ölüm külleri serpilirken süregiden sıradan gündelik yaşamını gözlemliyor.
Dünya Savaşı’nda milyonlarca Yahudi’nin hayatını kurtarmak için verdiği savaşın gerçek hikayesidir. Polonya ve Varşova Nazi istilasındayken orada bulunan bir hayvanat bahçesini yağmalarlar. Hayvanat bahçesinin sahipleri geriye kalan hayvanları ve gizlice içeri soktukları Yahudileri saklayarak beraber özgürlük için kaçış planı yaparlar.