Eilis Lacey (Saoirse Ronan), İrlanda'nın fakir mahallelerinden birinde yokluk içinde yaşayan bir kızdır. Sevmediği bir işte annesinin hatrına çalışan Eilis'e kasabasındaki kilise papazı yardımcı olur ve onu Amerika'ya güvenilir bir tanıdığın yanına gönderir. 1950'li yılların New York'unda Brooklyn’e gelen genç kız, Amerika'nın gelecek vaatleri için annesinin evini terk eder. Ayakları üzerinde durma mücadelesi veren Eilis bu arada bir gençten de çok hoşlanır. Fakat gurbet özlemi birkaç ay sonra Eilis için dayanılmaz olur ve bu sırada annesinden gelen bir haber ile İrlanda'ya birkaç haftalığına dönmeye karar verir. Amerikan rüyası İrlanda'daki geçmişi yüzünden bozulan Eilis, iki ülke ve üzerinde yaşadığı hayatlardan birini seçmek zorunda kalacaktır.
Roseanne McNulty 50 yıldır yaşadığı ve yakın zamanda yıkılacak olan Roscommon, İrlanda’daki akıl hastanesinde çıkmak zorundadır. Hastanenin psikiyatri Dr. William Grene , McNulty’i incelemek için çağrılır. Roseanne’in gizemli ritüelleri, tikleri ve İncil’e olan bağlılığından etkilenir. Yıllardır Roseanne’in elinde bulunan bu İncil, içerisinde çizimler ve günlük tadında mesajlar barındırır. Grene, Roseanne’in geçmişine indiğinde onu genç ve çekici bir kadın olarak görürüz. Genç Roseanne’in halasının kafesinde çalışmak için Sligo’ya taşındığını ve orada bir savaş pilotuna aşık olduğunu öğreniriz. Ancak kasabanın rahibi de Roseanne’e aşık olur
Lucy Honeychurch (Helena Bonham Carter) iyi yetiştirilmiş bir İngiliz kızıdır ve İtalya'ya ilk ziyaretidir. Yıl 1907'dir. Genç ve masum bir kız yanında refakatçisi ile seyahat etmek zorundadır. Bu rol yaşlı kuzen Charlotte Bartlett tarafından üstlenilmiştir. Yaşlı kuzen bir kızkurusu olarak rolü çok iyi yerine getirmektedir. Fakat İtalya Lucy'yi değiştirir. İki acılı olay onun yaşamını değiştirir: Lucy geç bir adamla birlikte bir aşk yaşar ve bir cinayetin tanığı olur. Emersonlar İngilizlere göre biraz daha rahat, açık fikirli ve yan eğitimli bir ailedir. Charlotte Lucy'yi onlardan uzak tutmaya çalışır.
Adrienne çevresini saran çatışmalar üzerinde düşünebilmeye çok ihtiyaç duyduğu için, Rodanthe’de sükunet bulmaya gelir. Genç kadının sıkıntılarının kaynağı eve dönmesi için direten kocası, ve verdiği her karardan nefret eden kızıdır. Adrienne’in Rodanthe’ye varışından çok kısa bir süre sonra, büyük bir fırtınanın yaklaşmakta olduğu bildirilir. O sırada Dr. Paul Flanner da (Richard Gere) kasabaya gelir. Motelin tek konuğu olan Flanner bir haftasonu kaçışı için orada değildir. Onun amacı kendi vicdan hesaplaşmasını yapmaktır. Şimdi fırtına da yaklaşırken, bu ikili huzuru birbirlerinde ararlar. Bu büyülü haftasonu Adrienne ile Paul’un hayatlarının kalanına yansıyacak, hayatlarını değiştirecek bir aşkı beraberinde getirir.
Finley Sinclair, yetenekli bir keman sanatçısıdır. New York’ta katıldığı talihsiz seçmelerden sonra Finley, sömestrini İrlanda’nın küçük bir sahil kasabasındaki üniversite sömestr programına giderek geçirmeye karar verir. Genç kadın yolculuk sırasında genç bir film yıldızı olan Beckett ile tanışır. Küçük kasabada ikilinin yolları yeniden kesişince, Beckett genç kadın için kalbini, müziğini ve hayata bakışını değiştiren bir keşif yolculuğunu başlatır.
Üç farklı şehirde gelişen üç ayrı hikayeyi işleyen filmde Michael, Julia ve Sean'ın aşk ekseninde buluşan farklı hikayelerine tanık oluyoruz. Yakın zamanda evliliği sonlanan Michael, Paris'te yaşar. Yeni sevgilisi Anna tarafından ziyaret edildiği esnada Anna, Michael hakkında büyük bir sırrı öğrenir ve artık ona güvenmesi oldukça zordur. Bu durum ilişkilerini zora sokacaktır. New York'ta yaşayan Julia, oğlunu öldürmeye teşebbüsle suçlanmaktadır, her ne kadar karşı çıksa da oğlunun vesayeti babası Rick'e verilir. Rick, anne ve oğlu arasındaki ilişkiyi tamamen bitirmenin peşindedir. Roma'ya bir iş gezisine çıkan Sean ise İtalyan Monica'ya aşık olur ve bu esnada büyük bir talihsizlik patlak verir. Monica'nın kızı kaçırılır; Sean ise küçük kızı kurtarmanın bir yolunu bulmak zorunda kalır.