New Yorklu nevrotik bir iş kadını olan Ruth, ailesinin geçmişini anlamak için Holokost'tan sağ kurtulan büyüleyici inatçı babası Edek ile birlikte Polonya'ya bir yolculuğa çıkar. Edek'in geçmişiyle yüzleşme konusundaki tereddütü ve çoğu zaman tuhaf tavırları, kızıyla arasında birden fazla anlaşmazlığa neden olur. Post-sosyalist Polonya'yı keşfeden iki New Yorklunun bu duygusal, komik kültür çatışması, aileyle ve geçmişle yeniden bağlantı kurmanın ne kadar beklenmedik bir hazine olabileceğini gözler önüne seriyor.
Ukraynalı Zhenia, Polonya’da masör olarak çalışan bir göçmendir. Zengin bir topluluğun içine dahil olan Zhenia, çalıştığı insanların maddi olarak sıkıntıları olmasa da manevi olarak mutsuz olduklarını fark eder. Mesleğini en iyi şekilde yapmaya çalışan Zhenia, müşterilerini kendisine hayran bırakır. Elleri ile müşterilerini iyileştirip, gözleri ile onların ruhlarına dokunan Zhenia, zamanla müşterilerinin hayatını değiştirmeye başlar.
Charlie, 20'lerinde, annesi ve üvey babasıyla birlikte yaşayan ve hayattan pek bir beklentisi olmayan bir gençtir. Üvey babası, ciddi ilişkisi olan bir kıza aşık olunca, durumlar biraz karışacaktır. Ciddi bir ilişkisi olan Amber'la tanışınca, hayatını tekrar sorgulamaya ve ona ilgi duymaya başlar.
İki gencin yaşadıkları üzerinden, fütürist, mimar ve mucit R. Bucminster Fuller'in inanılmaz hayat hikayesine tanıklık ediyoruz.Peter Livolsi'nin kamera arkasında yer aldığı yapımın başrollerinde, Asa Butterfield, Alex Wolff ve Nick Offerman'ı izliyoruz.
The story of a WWII tragedy in a Polish village mixed with the story of a wedding taking place in the same place 80 years later. A bitter look at a xenophobic community that forgets its own history.