Psychological drama of the compelling relationship between a young French engineer and the girl he takes into his home after his wife has left him with their baby son.
Jude ve Mina, New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.
Tıpkı Odisseia'daki gibi, kahramanımız Elias'ın macerası da Ege'nin serin sularında başlar... Kıyıdaki parlak ışıklara yaklaşan eski püskü gemideki kaçakların tek hedefi vardır: "Batı"ya ulaşabilmek. Sahil Güvenlik botlarıyla karşılaştıklarında, Elias ve arkadaşı gemiden atlayıp kıyıya yüzerler. Vardıkları yer, "Cennet" adında lüks bir tatil köyünün çıplaklar kampıdır...
Henüz 22 yaşında olan Nana, aktris olma hayalleriyle evliliğini ve çocuğunu bırakır. Fakat güzel Nana için işler hiç de yolunda gitmez. Bu başladığı yeni hayatında kendini bir anda sokaklarda fahişelik yaparken bulur. Sonuç ise kamera hareketleri, kurgusu, ses ve müzik kullanımı, diyalogları ile Godard'ın eteğinde ne varsa döktüğü şiirsel bir başyapıt. Bir düş(üş)ün hikayesi...
Fransa'nın kırsal bir bölgesinde, Sigismond ve Sergine mutlu bir çift olarak küçük oğulları Elie ile birlikte yaşar. Elie, yüzme havuzunda oynamayı çok sever. Bir gün, Sigismond, şarap bağı sahibi Antonin'in işlerini temsil etmek için Paris'e gider ve orada fahişe Diane ile tanışır. Diane'nin büyüsüne kapılan Sigismond, kendini beklenmedik bir durumun içinde bulur.
1980'lerin Bağdat'ı… Cepheden, Saddam Hüseyin'in sarayına çağrılan Iraklı teğmen Latif Yahya'ya, Saddam Hüseyin'in ehlikeyif, sadist, seks, şiddet ve eğlence düşkünü, "Kara Prens" lakaplı oğlu Uday Hüseyin'in dublörü olması emredilir Kendini kraliyet ailesinin üst kademelerinde bulan; Uday Hüseyin gibi yürümeyi, konuşmayı ve davranmayı öğrenen Yahya gerçek kişiliğinden ödün vermek zorunda kalır.