A young girl whose father is an ex-convict and whose mother is a junkie finds it difficult to conform and tries to find comfort in a quirky combination of Elvis and the punk scene.
“Freud’un bahsettiği biçimiyle ‘tekinsizlik’ filmin ruhuna cuk oturdu.” Simon her şeyden önce utangaç bir adamdır. İşyerinde herkesin unuttuğu, annesi tarafından küçümsenen ve rüyalarının kadını tarafından bir türlü fark edilmeyen bir adamdır. Dışlanmışlığını ve dünyanın ona kayıtsızlığını değiştirmek içinse elinden pek bir şey gelmemektedir. Ta ki, işyerine ona tıpatıp benzeyen James gelene kadar. James onun fiziksel olarak ikizidir ama karakter olarak tam zıttıdır. Kendine güveni, karizmatikliği ve kadınlarla çok iyi geçinebilmesiyle bir anda herkesin gözdesi oluverir.
Simon’ın tam da korktuğu gibi, James yavaş yavaş onun bütün yaşamını ele geçirmeye başlar. Dostoyevski’nin ‘Öteki’sinin oldukça yaratıcı bir uyarlaması olan film, kurduğu karanlık ve Kafkaesk atmosferle dikkat çekiyor. Richard Ayoade bu ikinci filminde, nev-i şahsına münhasır mizah anlayışıyla tedirgin edici ama oldukça da komik, daha önce pek görmediğimiz tuhaf bir dünya yaratıyor. Tek kelimeyle muhteşem!
Gerçek olaylara dayanan bir hikayeden uyarlanan ve televizyon kanalı HBO tarafından çekilen film, iyileşme umudu kalmayan hastaların ölmesine yardım ederek kamuoyunun gündemine oturan, 'ölüm meleği' lakaplı meşhur Doktor Jack Kevorkian'ın hayatını anlatıyor.
Hayatı olmadığınız yerlerde de yaşamanın sonuçları nelerdir? İnternetin bize sağladığı özgürlük müdür, tutsaklık mı? Henry-Alex Rubin´in bu ilk uzun metrajlı kurmaca filmi, sinsice iç içe geçen bir dizi sürükleyici öykü eşliğinde internetin günlük hayatımıza etkisini anlatıyor ve bizi unutulmayacak karakterlerle tanıştırıyor: kimlik hırsızlığı kurbanı gergin çift, sanal zorbalık yapan oğluyla uğraşan eski polis, oğulları intihara kalkışan sevgi dolu anne-baba, yetişkin sitelerde internet kamerası hep açık hırslı TV muhabiri... İlk gösterimi Venedik Film Festivali´nde yapılan Disconnect, "Defolu ve insan olmaya dair bir aşk mektubu." Rubin, 2005 yapımı, tekerlekli sandalye rugby´si konulu belgesel Murderball´un da yönetmeni...
Ken Harrison is an artist that lives to make sculptures. One day he is involved in a car accident, and is paralyzed from his neck down. All he can do is talk and move his head, and he wants to die. Whilst he is in hospital he makes friends with some of the staff, and they support him when he goes to trial to be allowed to die.
1923 yılının Almanya'sında geçen film, kadın - erkek ilişkilerini, geçim derdini ve Alman - Yahudi çatışmasını irdeliyor. Abel Rosenberg, abisi öldükten sonra, birlikte çalıştıkları sirki bırakmış, işsizlik ve yalnızlık nedeniyle alkolik olmuştur. Abisi henüz ölmeden önce, ayrıldığı karısı Manuela ise hala sirkte görev yapmaktadır. Bir akşam sirke gelen Abel, Manuela'yı ziyaret eder. Abisinin, ölmeden önce bıraktığı mektubu ve parayı, Manuela'ya teslim eden Abel, kalacak yeri olmadığı için, Manuela'nın yanına yerleşir. Bir Yahudi olan Abel, herhangi bir Yahudi'nin Almanya'da yaşadığı zorlukları pek tatmamıştır ve Manuela'nın parasıyla hayatını sürdürmektedir. Abel'in Almanya'ya taşındığı sıralarda, 7 kişinin esrarengiz şekilde ölmesi ve her birinin de, genç adamın çevresinden olmasını ipucu kabul eden polis, Abel Rosenberg'i gözaltına alır. Her ölümün nedeni farklıdır ve polis, kanıt olmamasına rağmen Abel'den şüphelenmektedir.