Birbirinden uzak iki hayatın kesişmesiyle sapkın bir tek gecelik ilişkinin, bir seri katilin kanlı cinayetler zincirine dönüşmesiyle her şey beklenmedik bir biçimde şekilleniyor.
Çevresel bir mesaj vermek amacıyla bir ev süpermarketini tahrip etmeye çalışan bir grup genç aktivistin hikâyesini anlatıyor. Ancak planları korkunç bir şekilde ters gider ve kendilerini içeride sıkışmış halde bulurlar. Bu sırada, ilkel avlanmaya karşı korkunç bir tutkusu olan deli bir güvenlik görevlisiyle yüzleşmek zorunda kalırlar. Gece şiddet ve terörle dolarken, gençler hayatları için çaresiz bir mücadeleye girişirler.
New York’un tehlikeli sokaklarında, sessiz ve utangaç bir terzi olan Thana (Zoë Tami-Lund), bir gecede iki vahşi saldırıya uğrar. İlk önce bir soyguncu, ardından bir sokak çetesi tarafından tecavüze uğrayan Thana, travmayla sessizliğini kırar ve eline bir 45’lik tabanca geçirir. Artık kurban değil, avcıdır! Şehrin karanlık köşelerinde erkekleri tek tek avlamaya başlayan Thana, masumiyetten intikam meleğine dönüşür. Ancak öfkesi ve cinayetleri kontrolden çıkar, masum ile suçlu arasındaki çizgi bulanıklaşır.
15 yaşındaki Molly, okulunda çok başarılıdır. Öğretmenlerinin gözdesi bu kızın bir sırrı vardır. Geceleri “Angel” adıyla fahişelik yapmaktadır! Öğretmenlerinden gizlemektedir ama annesi onu terketmiştir ve babası ölmüştür. Bu yüzden para kazanmalıdır ve bulduğu tek yol budur. Solly adında erkeksi ve ağzı bozuk bir kadının (Susan Tyrrell) pansiyonunda kiralık bir odada kalmaktadır. Odası, yaşadığı bu ikili hayata kontrast oluşturacak şekilde, 15 yaşında bir kıza uyan pembelerle, kurdele ve ponponlarla süslenmiştir. Komşularından birisi iyi yürekli yaşlı travesti Mea’dir (Dick Shawn). Kit Carson adında, hala filmlerde kovboy rolü oynadığını zanneden yaşlı bir adam (Rory Calhoun) da dahil olunca, Molly’nin alternatif ailesi tamamlanmaktadır.
Cinnet, Alfred Hitchcock'un yıllar sonra sevgili kentine, yani Londra'ya dönüşünü simgeler. Bu dönüş ustaya ilham vermiş gibidir: Kentin son derece başarılı bir fon olarak kullanıldığı, herşeyiyle tipik İngiliz bir seri cinayetler öyküsü izleriz.
Film, aynı zamanda Hitchcock filmlerinde görülegelmiş en kanlı cinayet sahnelerinden bazılarını da içerir. Ve bu nedenle kimi eleştirmenlerden "zevksiz" damgasını yer. Sanki biraz da bunu dengelemek için, katilin peşindeki polis komiseriyle eşinin evlerindeki yemek tartışmaları, ustanın mutfak kültürüne olan büyük ilgisinin bir yansıması ve ayrıca başlıbaşına bir mizah unsurudur. Ve film star oyuncuya sahip değilse de tipik İngiliz, birinci sınıf bir takım oyunculuğu içerir.
Detectives are thrust into a chilling hunt for a sadistic serial killer from the past whose return marks the beginning of a new wave of grotesque, otherworldly crimes tied to a cosmic force.