Poor, hungry peasant Macario longs for just one good meal on the Day of the Dead. After his wife cooks a turkey for him, he meets three apparitions, the Devil, God, and Death. Each asks him to share his turkey, but he refuses all except Death. In return, Death gives him a bottle of water which will heal any illness. Soon, Macario is more wealthy than the village doctor, which draws the attention of the feared Inquisition.
Bir göz doktorunun normal bir tempoda akan yaşamı, gözlerinin birdenbire kör olduğu şikayeti ile başvuran bir hastası tarafından alt üst olur. Körlük bu göz doktoruna da bulaşır. Nedeni bilinmeyen bir şekilde tüm kent halkında görülmeye başlanan bu olağandışı körlük yalnızca doktorun eşinde rastlanmaz. Olan biteni canlı olarak gören doktorun eşi, yaşanılan kaos ortamında kendisini ve ailesini kurtarmaya çalışır.
Whoville kasabasında yaklaşan Noel heyecanıyla hazırlıklar sürmektedir. Kasaba halkı birbirine en güzel hediyeleri almak için koşuştururken kasabaya tepeden bakan Crumpit Dağı’nda bir mağarada yaşayan Grinç, her Noel döneminde tekrarlanan bu çılgınca koşuşturmadan rahatsız bir biçimde aşağıdaki insanlara Noel’i nasıl zehir edebileceğinin planlarını yapmaktadır. Bu sırada kasabadan küçük bir kız Grinç’in kapısını çalar.
Jessica, the daughter of an impoverished apple farmer, still believes in Santa Claus. So when she comes across a reindeer with an injured leg, it makes perfect sense to her to assume that it is Prancer, who had fallen from a Christmas display in town. She hides the reindeer in her barn and feeds it cookies, until she can return it to Santa. Her father finds the reindeer and decides to sell it to the butcher, not for venison chops, but as an advertising display.
Arjantin sinemasının bu yılki en nitelikli ve eğlenceli sürprizlerinden Saygın Vatandaş, Nobel edebiyat ödülünü kazanmayı düşüş olarak gören bir yazarı gözlemliyor. Avrupa’da yaşayan Daniel, Arjantin’de büyüdüğü, romanlarının beslendiği kasabadan gelen daveti kabul eder. 40 yılın ardından ilk kez kasabaya gittiğinde kendisini bir girdap gibi yükselen, trajikomik durumların içinde bulur. Mizahtan bir an bile vazgeçmeyen film, kültür, şöhret, edebiyat, sanat ve insan davranışları üzerine hınzırca sorular sorarken izleyiciyi kasabanın cehaletiyle yazarın kibrinin ortasına konumlandırıyor.