Güney Amerika'da doğan ve İspanyol Kraliyeti'nin bir görevlisi olan Zama, kraldan bir terfi mektubu beklemektedir. Fakat mektup hiçbir zaman gelmez. Mektubu beklerken her şeyini kaybettiğini fark eden Zuma, tehlikeli bir haydut avına girmeye karar verir. Evinden uzak topraklarda giriştiği macera sonucu tutuklanan Zama idama mahkum edilir. Artık tek amacı hayatta kalmaktır.
26 kasım 1956’da, Fidel Castro 80 isyancıyla birlikte Küba’ya yelken açar. Bu isyancılardan biri, Castro’yla, Fulgencio Batista’nın yozlaşmış diktatörlüğünü sona erdirmek gibi ortak bir amacı paylaşan Arjantinli doktor Ernesto “Che” Guevera’dan başkası değildir. Che gerilla savaş tarzını çabuk kapar ve vazgeçilmez bir savaşçı olduğunu kanıtlar. Kendini mücadeleye adamasıyla yoldaşları ve Küba halkı tarafından bağırlarına basılır. 'The Argentine', Che’nin Küba devriminde doktorluktan devrimci kahramanlığa yükselişini anlatıyor.
Lucio Urtubia'nın hayatından esinlenen bu dramada bir anarşist, dâhice bir kalpazanlık operasyonuyla dünyanın en büyük bankalarından birini hedef alır.
1938'de gergin geçen Münih Konferansı'nda artık rakip hükûmetler için çalışan eski arkadaşlar bir Nazi sırrını açığa çıkarmak için yarışan gönülsüz casuslar hâline gelir.
Şilili yazar Hernán Rivera Letelier tarafından yazılmış, bir kız çocuğunun sinema tutkusunu ve hayallerini anlatan "büyülü bir masal" olarak tanımlanan bir kitaptır. Bu kitap, bir filmi anlatmanın bir rüyayı anlatmak gibi olduğuna dair bir metaforla, on bir yaşındaki María Margarita'nın sinemaya olan tutkusunu ve bunu anlatma yeteneğini konu alır.
Film, dört ana bölümden oluşuyor. Sırasıyla, barlarda fahişeliğe zorlanan genç bir kadının; şeker kamışı tarlasının uluslararası bir Amerikan şirketine satıldığını öğrenen ihtiyar bir çiftçinin; emperyalizme karşı isyan bayrağı açan devrimci bir öğrencinin ve son olarak, başta silahlı mücadeleye karşı olsa da, devlet terörü karşısında gerilla harekete katılmayı seçen yoksul bir köylünün hikayelerine tanık oluyoruz. Tüm bu episodlar, Küba’yı temsil eden, şairane dış sesle birbirine bağlanıyor. Yer yer Sovyet propaganda filmlerinin, özellikle de Eisenstein’ın etkisinin hissedildiği filmin en büyük özelliği, devrime giden yolda kahramanlaşan isimlere hiç yer vermeden, tamamen sıradan insanların hikâyelerine odaklanması.