Texas'ın batısında, İç Savaş'ın bitmesinden yıllar sonra bile, beyaz yerleşimciler ile Kızılderililer arasında kanlı çatışmalar devam etmektedir. Pacer Burton, beyaz bir çiftçi ile bir Kiyova Kızılderilisi kadınının melez oğlu olarak, iki taraf arasında köprü kurmaya çalışır. Ancak nefret ve şiddet sarmalı onu da içine çeker. Pacer, hem babasının çiftliğini korumak hem de annesinin halkına ihanet etmemek arasında sıkışır. Öfke, intikam ve adalet arasındaki bu mücadelede, taraf seçmek zorunda kalır.
Teksas Korucusu Jake Cutter, kumarbaz Paul Regret'i tutuklar, ancak kısa süre sonra kendini, Komançiler olarak bilinen Komançerolar'la iş yapan bir grup silah tüccarı ve hırsızı yenmek için gizli bir görevde mahkumuyla birlikte bulur.
19. yüzyıl ortalarında Amerika'nın vahşi batısında, kürk tüccarı Jourdonnais ve yanındaki gözüpek maceracılar (genç ateşli Boone ile tecrübeli Deakins), henüz keşfedilmemiş Missouri Nehri'ni aşarak Karaayak Kızılderilileri ile ticaret yapmaya çalışır. Yolculuk, hem doğanın tehlikeleri hem de düşman kabilelerle dolu topraklarda hayatta kalma mücadelesiyle doludur. Ancak güzelliğiyle dikkat çeken Kızılderili prensesi Vogelauge ortaya çıkınca, Deakins ile Boone arasında bir rekabet başlar ve grup dinamikleri sarsılır...
Senaryosunu Frank S. Nugent’ın Alan Le May’in 1954 yılında yazdığı aynı adlı romanından uyarlayıp yazdığı filmin yönetmeni John Ford’dur. Filmde ırkçı bir savaş gazisinin kızılderililerin kaçırdığı yeğenini aramak için yollara düşmesi, yıllar süren bu arayış sırasında onu harekete geçiren amacın gittikçe daha tartışmalı bir hale gelişi konu ediliyor. Film çevrildiği yıl ses getirmediyse de, yıllar geçtikçe prestij kazanarak klasikleşmiştir. Kimilerine göre ise John Ford’un başyapıtıdır. 'The Searchers', Amerika’da 'kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli' filmler arasına seçilmiş ve Kongre Kütüphanesi’nin 'Ulusal Film Arşivi'nde korunmasına karar verilmiştir.
Montana dağlarında kaçan üç mahkumun izi kaybolunca, Şerif Deegan, avcı Lewis Gates'i görevlendirir. Gates, mahkumların kampına ulaştığında yalnızca kan izleri, at nalları ve kırık bir ok bulur. Etnolog Lillian Sloan, okun 100 yıl önce Sand Creek Katliamı'nda yok edilen "Dogmen" lakaplı Şayen savaşçılarının oku olduğunu teşhis eder. Gates'in bölgede Şayen soyundan gelenlerin yaşadığı teorisini delilik olarak niteleyen Lillian, sonunda onunla Rocky Dağları'na gitmeye ikna olur. Günler süren boş aramanın ardından, bir düzine savaş boyalı Şayen savaşçısıyla karşılaşırlar...