Carrie, evli ve saygın bir restoran müdürü olan George Hurstwood ile tanışır. Hurstwood, Carrie'ye olan tutkusu yüzünden ailesini ve kariyerini bir kenara atar.
Edith Wharton’ın aynı adlı romanından uyarlanan filmde, 19. yüzyıl New York sosyetesinin gözbebeği genç Newland Archer, sosyeteye uygun hanım hanımcık bir kız olan May Welland ile nişanlanır, ancak düzenli hayatı, May'in sosyete geleneklerine bir o kadar aykırı kuzeni Kontes Ellen Olenska ile tanıştığı zaman altüst olur. İlk başta, Newland, istismarcı kocasını terk etmiş ve bu yüzden yüksek sosyetede dışlanmış bu güzel kontesi savunur ancak zamanla onda kendisine benzer bir ruh bulur ve birbirlerine aşık olurlar.
A suburban architect loves his wife but is bored with his marriage and with his work, so he takes up with the neglected, married beauty who lives down the street.
Yıllar önce evlenmiş olduğu kocasını kaybeden kadın dünyaya küser. Bu hayattın bir anlamı yoktur ve bu yüzden kendisini eve kapatır. Günler, aylar bu şekilde geçip giderken arkadaşın ısrarı üzerine dışarı çıkmaya razı olur. Dışarıda karşısına çıkan adamı görünce büyük bir şaşkınlık geçirir. Görmüş olduğu adam ölen kocasına o kadar çok benziyor ki sanki kendisi. Adamla tanıştıktan sonra hayatı tamamen değişecektir.
Eilis Lacey (Saoirse Ronan), İrlanda'nın fakir mahallelerinden birinde yokluk içinde yaşayan bir kızdır. Sevmediği bir işte annesinin hatrına çalışan Eilis'e kasabasındaki kilise papazı yardımcı olur ve onu Amerika'ya güvenilir bir tanıdığın yanına gönderir. 1950'li yılların New York'unda Brooklyn’e gelen genç kız, Amerika'nın gelecek vaatleri için annesinin evini terk eder. Ayakları üzerinde durma mücadelesi veren Eilis bu arada bir gençten de çok hoşlanır. Fakat gurbet özlemi birkaç ay sonra Eilis için dayanılmaz olur ve bu sırada annesinden gelen bir haber ile İrlanda'ya birkaç haftalığına dönmeye karar verir. Amerikan rüyası İrlanda'daki geçmişi yüzünden bozulan Eilis, iki ülke ve üzerinde yaşadığı hayatlardan birini seçmek zorunda kalacaktır.
Amerikalı Neil, Paris'te tanıştığı güzel ve hayat dolu Marina ile tutkulu bir aşk yaşamaya başlar. Marina, aşkı için yıllarca tek başına ayakta kalarak kurmaya çalıştığı hayatı geride bırakır ve Neil ile birlikte yeni bir hayat kurmak üzere Amerika'ya yerleşir. Fakat bir süre sonra Paris'teki büyük aşkları artık uzak bir anı gibi gözükmeye başlar. Bu sırada Neil, çocukluk aşkı olan Jane ile karşılaşır. Neil, bu ikilem arasında kaldıktan sonra bencilce Marina'yı yüz üstü bırakır. Aşk, bağlılık, ihanet, fedakarlık gibi kavramları yeniden sorgularken giderek yalnızlaşan Marina da inanç hakkında şüpheleri olan Rahip Quintana ile görüşerek hayatındaki soru işaretlerini çözmeye çalışacaktır. Hem Marina hem de Quintana zaman içerisinde aşkın ve sevginin ömrünü sorgulayacak ve sevginin başka bir formda var olup olamayacağını düşünecektir.
Sosyal hayatta başarısız bir insan olan Catherine Sloper’in hayatında her daim ötelediği bir gerçek vardır. Kendi öz babası, onu sevmemektedir. Çünkü aynı zamanda bir doktor olan babası, doğum sırasında ölen karısının katili olarak Catherine’i işaret etmektedir. Güzel görünümlü, ancak pulsuz Morris, Catherine ile evlenmek istemektedir. Morris’e karşı boş olmayan Catherine de bu isteği kabul eder. Bu sadece Catherine’i değil çevresindekileri de etkileyecek olan bir karar olacaktır. Polonya sinemasının en önemli yönetmenlerinden Agnieska Holland’ın Hollywood mahsulü filminin başrollerini Jennifer Jason Leigh, Albert Finney ve Maggie Smith paylaşıyorlar.