Katolik kraliçe Mary ölür ve tahta pek istenmese de protestan olan ve öldürmeye kıyamadığı kardeşi Elizabeth geçer. Elizabeth’in önünde uzun ve bolca dikenli bir yol vardır. Etrafında hem destekçileri hem de her fırsatta katolik egemenliği geri getirmeye çalışan insanlar vardır. Bunun yanında evlenmesi ve kendisinden sonra tahta geçmesi gereken bir vasil bırakmak zorundadır. Tüm bu zorlukların arasında Elizabeth’in ingiltereyi nasıl yöneteceği ise tam bir muammadır.
1980'lerin Bağdat'ı… Cepheden, Saddam Hüseyin'in sarayına çağrılan Iraklı teğmen Latif Yahya'ya, Saddam Hüseyin'in ehlikeyif, sadist, seks, şiddet ve eğlence düşkünü, "Kara Prens" lakaplı oğlu Uday Hüseyin'in dublörü olması emredilir Kendini kraliyet ailesinin üst kademelerinde bulan; Uday Hüseyin gibi yürümeyi, konuşmayı ve davranmayı öğrenen Yahya gerçek kişiliğinden ödün vermek zorunda kalır.
“Halkın Prensesi” Diana, Paris’te bir trafik kazasında ölmüştür. Kraliçe ve ailesi, bir süre Balmoral Kalesi’nin kapalı kapıları ardında yas tutmayı uygun görürler. Kalpleri kırık olan halk, bu tutumu anlayamaz ve Kraliçe’den kendilerine açıklama yapmasını beklerler. Bu durum henüz seçilen başbakan Tony Blair üzerinde de baskı unsurudur. Variety'den Derek Elley'in de ifade ettiği gibi "Gelenekle aykırı olanın birbiri ile çatıştığı ve aynı zamanda birbirinden faydalandığı ustaca yazılmış ve oynanmış" bir film The Queen.
1938'de gergin geçen Münih Konferansı'nda artık rakip hükûmetler için çalışan eski arkadaşlar bir Nazi sırrını açığa çıkarmak için yarışan gönülsüz casuslar hâline gelir.