Set in a warm summer in 1990 in former East Germany, it follows a young woman who begins a relationship with a charismatic farmer who is twice her age.
Sean Durkin'in yazıp yönettiği The Nest, bir girişimci olan Rory'nin, Amerikalı eşi ve çocuklarını kendi anavatanı İngilitere'ye dönmeye ikna etmesini ve ailenin burada yeni bir başlangıç yapmaya çalıştığı sırada yaşananları anlatıyor. Rory, son derece hırslı bir girişimcidir. Amerikalı eşini ve çocuklarını banliyödeki rahat yaşamlarından ayrılarak kendi anavatanı İngiltere’ye taşınmaya ikna eder. Burada bir fırsat yakalayan Rory, eski firmasına katılır ve muhteşem bir malikane kiralar. Kısa bir süre sonra bu çekici yeni başlangıcın ve evliliklerinin altında yatan nahoş sırlar ortaya çıkacaktır.
It's 1989 in East Berlin: Suzie is kicked out of school shortly before she graduates from high school and has to defend herself as a worker in the cable factory. However, a randomly taken photo leads her to the fashion world of the GDR. The editor-in-chief Elsa Wilbrodt put her on the cover of Sibylle, the fashion magazine of the GDR. In the Berlin underground scene she made the acquaintance of the gay fashion designer Rudi and the photographer Coyote. Suzie must decide if she's brave enough to leave the old strands behind forever.
Christian, bir süpermarkette çalışan genç bir adamdır. Karanlık geçmişini ardından bırakmaya çalışan Christian, yeni ortamına ayak uydurmaya çalışır. Uzun koridorlar, telaşlı kasa kuyrukları ve yük kaldırma araçlarından oluşan bambaşka bir hayata adım atan genç adamın en büyük destekçisi Bruno olur. Christian, kendisine çocuğuymuş gibi davranan Bruno sayesinde işi kolayca öğrenir. Genç adam raf istifleyicisi olarak çalıştığı marketin şeker reyonunda çalışan Marion’u görür görmez aşık olur. Ancak kendi küçük dünyasında bu aşkı yaşatmak Christian için hiç de kolay olmaz.
Fin (Campino) dünyaca ünlü bir fotoğrafçıdır. Çok az uyuyan ve sürekli müzik dinlediği için kulağından hiç çıkarmadığı ve onsuz bir yere gitmediği kulaklığı ile yaşayan Fin bir süre sonra alt üst olmuş hayatının anlamsızlığını fark ederek her şeyi arkada bırakıp uzaklaşmak ister. Düsseldorf'tan ayrılıp, Palermo'ya gider. Ancak burada onu, yeni bir hayata ve büyük bir aşka götürecek, bir hesaplaşma ve gerilim dolu günler beklemektedir.
İki çocuğunu yanına alıp, kendisine şiddet uygulayan kocasından kaçarak New York’a gelen Clara, tıpkı onun gibi zor zamanlardan geçen dört kişiyle tanışır: Sinir krizinin eşiğinde bir hemşire olan Alice, işlemediği bir suçla lekelenen Mark, avukatı John Peter, hayatta hiçbir amacı olmayan genç Jeff ve ailesinden kalan restoranı ayakta tutma mücadelesi veren, hayalperest Timofey. Görünüşte sıradan ama dünyaları apayrı insanların New York’ta karşılaşmalarının ve birbirlerine tutunmalarının hikayesi.