Akıllı gazeteci Johnny Barrett, akıl hastanesinde işlenen bir cinayeti çözüp Pulitzer Ödülünü kazanmayı kafaya koymuştur. Yapılacak en kurnaz hareket de deli numarası yaparak akıl hastanesine girmektir. Johnny’nin hastanedekilerle iletişime geçmesi çok zor olmaz, ancak hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Ortada içinden çıkılması güç bir durum vardır, dahası yavaş yavaş kendisinde de delilik emareleri görünmeye başlamıştır.
Gil Renard (Robert De Niro) için hayat kötüye gitmektedir, sorunlu davranışları yüzünden eski karısı oğlunu ondan uzaklaştırmaya başlar. Gergin bir bıçak satıcısı olan Gil ayrıca bir beyzbol fanatiğidir. Beyzbolu çok sevmekte olan Gil, beyzbolun açılış gününü sabırsızlıkla beklemektedir. Çünkü San Francisco Giants takımını tutsada kendisi büyük bir Bobby Rayburn (Wesley Snipes) hayranıdır ve Bobby Giantslara 40 milyon dolarla transfer olmuştur. Bobby veya kısaca Bob'un geldiğindeyse bir sorunla karşılaşır, hep 11 numara olan Bobbye bu sefer 33 numara verirler. Çünkü 11 numara artık giyinilmektedir. Bobby bu olaya çok sinirlenir, bu arada Bobby'nin bir oğlu vardır Sean. Oğlunu çok sevmekte olan Bobby yeni oyunda başarıslığa uğrayınca bunun numaradan olduğunu düşünür. Gil ise olayları anlamamıştır, ama hala Bobbyi bir kahraman olarak görmektedir.Fanatizm konulu film aksiyon ve dram içeriyor.
Bir adam öldürülür. Cinayetin tek tanıkları sağır olan Dave Lyons ve kör olan Wallace 'Wally' Karue'dir. İki sıradışı adam elele vererek suçlularla mücadeleye başlarlar.
Pek zeki sayılmayacak taşralı genç Norville Barnes'ın kafasında çocuklar için ideal olduğunu düşündüğü bir oyuncak projesi vardır. Bunu gerçek yapabilme hayalleri içinde büyük şehire gelir ve en alttan işe koyulur: devasa bir şirket olan Hudsucker Industries'de memur olarak çalışmaya başlar. Bunlar olurken şirket yönetim kurulu, başkan Waring Hudsucker'ın trajikomik intiharı ile sarsılır. Gücü ele geçirme fırsatını kaçırmak istemeyen müdürlerden Sidney Mussberger, kendisine projesini anlatmaya gelen Barnes'ın naifliğinden yararlanmaya çalışır ve bir aptalı yönetim kurulu başkanlığına getirerek şirketi parmağında oynatabileceğini düşünür. Oysa Barnes'ın çılgın projesi basit bir hulahoptan başka bir şey değildir ama beklenmedik başarısı işleri karmakarışık edecektir.
Senaryosunu Quentin Tarantino'nun yazdığı filmi Oliver Stone yönetmiş ve bunun yüzünden araları açılmıştı. Mickey ve Mallory birbirlerini seven ama 'doğuştan katil' olan iki aşık. Yaşadıklarını öldürerek hissedebiliyorlar belki de. Ancak 90'ların giderek çığrından çıkan medyası da onları kahraman gibi göstermekten geri kalmıyor. Böylece iki doğuştan katil yolculukları sırasında arkalarında onlarca ölü bırakarak yollarına devam ediyorlar. Yakalandıklarındaysa medya yine kurtarıcıları olarak çıkıyor karşılarına...