The film follows Kaspar Hauser, who lived the first seventeen years of his life chained in a tiny cellar with only a toy horse to occupy his time, devoid of all human contact except for a man who wears a black overcoat and top hat who feeds him.
Painting is an unacceptable vocation for a woman in provincial Germany in the year 1900, but budding artist Paula Becker is determined to make her own rules.
Ülkeye olan bağlılık bir yalana dönüştüğünde, bir genç gerçeği ortaya çıkarmak için her şeyi riske atar. Gestapo'nun baskısı altında, iyi bir Alman olmanın gerçekte ne anlama geldiğine karar vermek zorundadır.
As the world teeters on the brink of annihilation, Dietrich Bonhoeffer joins a deadly plot to assassinate Hitler, risking his faith and fate to save millions of Jews from genocide.
Bir grup acemi genç Alman askerinin, 1.Dünya Savaşı sırasında büyük bir idealizmle başlayan hikayelerinin, hayal kırıklığıyla sonuçlanmasını anlatıyor. Başrol oyuncusu Lew Ayres’in canlandırdığı Paul Baumer’in repliği, filmin konusunu da özetliyor: “Siperlerde yaşıyor ve savaşıyoruz. Ölmemeye çalışıyoruz, tek yaptığımız bu” Modası çabuk geçen pek çok mesaj filmlerinin aksine, Erich maria Remarque’nin savaş karşıtı romanından uyarlanan filmin etkisi yıllar sonra bile hiç azalmamıştır. Lewis Milestone’nun ölçülü, sade ve insanı derinden etkileyen çalışması, yıllar sonra bile pek çok ülkede yasaklıydı.