In rural Norway in the early 20th century, the homesteader Isak makes a farm out of barren soil, together with his wife Inger and their two sons. Life is both harsh and fulfilling.
Based on the writer/director's childhood, FARMING tells the story of a young Nigerian boy, 'farmed out' by his parents to a white British family in the hope of a better future. Instead, he becomes the feared leader of a white skinhead gang.
Jude ve Mina, New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.
A former special forces contractor is forced out of retirement as an avocado farmer in Mexico when local gangsters try to force him and his family off their farm.
Young teen girl Xiu Xiu is sent away to a remote corner of the Sichuan steppes for manual labor in 1975 (sending young people to there was a part of Cultural Revolution in China). A year later, she agrees to go to even more remote spot with a Tibetan saddle tramp Lao Jin to learn horse herding.
Ingrid ve Morten evliliklerini sessiz sakin bir şekilde sürdürmektedir. Yazarlık yapmakta olan Ingrid, görme yetisini kaybeder ve onun için yeni bir hayat başlar. Kör olmasıyla birlikte seslere olan hassasiyeti artar ve bundan keyif alır. Doğanın sesini dinlemek, hatta araba sesi ya da radyo sesleri dahi günlük hayatın melodisi gibi gelmektedir. Ancak yanlarına taşınan yeni komşuları zamanla Ingrid'i tedirgin etmeye başlar. Başta her şey güzel gitse de Ingrid, Einar ve Elin'in tuhaf olduklarını düşünmekten kendini alamaz. Sesler içerisinde akıp giden zamanda Ingrid, hayal ve gerçeği ayırt etmeye çalışır ve bu sırada akli dengesini de korumak için büyük çaba sarf eder.
Donald Webster (Riddaway) , Ken Hutchison (Norman Scutt) David ve karısı Amy, şehirdeki karmaşadan ve artan toplumsal şiddet olaylarından kaçarak Amy'nin doğup büyüdüğü kasabaya yerleşmeye karar verirler. Fakat kaçtıkları şiddet, hiç beklemedikleri bir şekilde onları bu küçük İngiliz kasabasında bulacaktır.Yeni taşındıkları eve bir garaj yaptırabilmek için tuttukları dört işçi, Amy'nin yıllar evvel erkek arkadaşı olan Charlie tarafından yönetilmektedir. Ama çok geçmeden bu grup, genç çiftin başına bela olur. David'le sürekli dalga geçerek Amy'ye de sarkıntılık ederler. David, son derece sakin bir tavırla olaylarla başa çıkmaya hatta kendini onların arasına kabul ettirmeye çalışsa bile korkunç olayların önüne geçmeyi başaramaz.